YENİ EĞİTİM DÖNEMİNDE 4 MİLYONA YAKIN ÇOCUK NEREDE?

0
64 views

Milli Eğitim İstatistikleri örgün eğitim verilerine göre 5-17 yaş grubunda 1 milyon 201 bin çocuğun okul kaydı yok. Sığınmacılarla sayı daha da yükseliyor. Açık öğretim ve merkezi eğitimdekilerle örgün eğitimden uzak kalan çocuk sayısı katlanıyor.

İndependent’ten Lale Elmacıoğlu’nun haberine göre, Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), 2021-2022 eğitim öğretim yılına ilişkin örgün eğitim istatistiklerini geçen hafta açıkladı.

İstatistiklerde “okul dışı çağ nüfusu” net olarak verilmese de dolaylı yoldan bir hesaplama yapmak mümkün.

MEB raporu: 1 milyon 201 bin çocuğun okul kaydı yok

Öncelikle MEB verilerindeki “düzeltilmiş net okullaşma oranı”na bakmak gerekiyor.

Buna göre 5 yaş yüzde 83,41, 6-9 yaş yüzde 95,81, 10-13 yaş yüzde 95,40, 14-17 yaş ise yüzde 89,68.

TÜİK verilerinin yaş grubu nüfusları ele alındığında ise 5 yaş grubunda 1 milyon 323 bin, 6-9 yaş grubunda 5 milyon 303 bin, 10-13 yaş grubunda 5 milyon 128 bin, 14-17 yaş grubunda ise 5 milyon 73 bin kişi bulunuyor.

Düzeltilmiş net okullaşma oranları, TÜİK verilerine göre yaş grubu nüfusuyla çarpıldığında okul kaydı olanlar bulunabiliyor. Bu sayı toplamdan çıkarıldığında ise okul kaydı olmayan çocuklara ilişkin yaklaşık bir veri elde etmek mümkün hale geliyor.

Böylelikle 5 yaş 219 bin, 6-9 yaş 222 bin, 10-13 yaş 236 bin ve 14-17 yaş 524 bin olmak üzere okul kaydı bulunmayan toplam çocuk sayısı 1 milyon 201 bine yükseliyor.

Açık öğretime kayıtlı öğrenci sayısı yükselişte

İstatistiklerde bir diğer dikkat çekici ayrıntı ise geçen sene 14-17 yaş aralığında açık öğretime kayıtlı 1 milyon 585 bin civarında kişi varken, bu sene sayının yaklaşık 1 milyon 738 bine yükselmesi.

MEB raporu: 3 milyon 340 bin çocuk örgün eğitimde değil

Okul kaydı bulunmayan 1 milyon 201 bin çocuğa, açık öğretimdeki 1 milyon 738 bin ile mesleki eğitimdeki 401 bin çocuk eklenince, örgün eğitimde olmayanların toplam sayısı 3 milyon 340 bin civarına yükseliyor.

“Sığınmacıları da eklersek 4 milyonu aşkın çocuk okulda yok”

MEB raporunu Independent Türkçe’ye değerlendiren Çukurova Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Adnan Gümüş, sığınmacı çocukların da eklenmesiyle Türkiye’de okul çağında bulunan ancak okulda olmayan 4 milyondan fazla kişinin bulunduğunu ileri sürdü.

Okula kayıt yaptırıp gitmeyenlerin (devamsızlar) durumuna da dikkati çeken Gümüş, 5-17 yaş grubunda okuldan uzak kalan toplam çocuk sayısının 6 milyonu bulabileceğini ileri sürdü.

Kovid-19 etkisinde Türkiye’de eğitim: 160 binden çok daha fazla öğrenci okulu terk etmiş olabilir

Emeğin en savunmasızları: Mülteci çocuk işçiler

Bakanlığın eğitim dışında kalan çocukları bulmak için çaba sarf edip, etmediğini sorduğumuz Gümüş’e göre hükümetin böyle bir niyeti bulunmuyor.

“Bulma konusunda bir çabası var mı yoksa bulmamayı bizzat mı tercih ediyor” diye soran Gümüş, şöyle devam etti:

“Zaten bulmak istese, açık liseler yoluyla onları öğrenci gösterip, yasal olarak bulma zorunluluğundan sıyrılmış olmaz. Küçük bir sanayiye girseniz ciddi bir kısmını orada bulursunuz! Mevsimlik tarım üretimi var şimdi, bir kısmı oraya gidilse bulunurdu. Ama asıl soru da ‘Bulmak istiyor muyuz?’ Aramak istedikten sonra bu çocuklar berberlerde, kuaförlerde, sanayide, tarımda, evde bulunurlardı. Bir de evde çocuğa çocuk baktırıyoruz!”

“Çocuk evlilikler ve çocuk işçiliğinin artmasına mahal veriliyor”

Eğitim dışında kalınmasının çocuk evlilikler ve çocuk işçiliğinin artmasına mahal verildiğine de dikkati çeken Gümüş, bu oranın özellikle sığınmacılarda daha yüksek olduğunu ifade etti.

Gümüş; taciz, tecavüz gibi çeşitli şiddet olaylarıyla karşı karşıya kalınma tehdidinin de yükseldiği uyarısı yaptı.

“Mesleki eğitim merkezleri kapatılmalı”

Mesleki eğitim merkezlerinin durumu da tartışmaların odağında. Adnan Gümüş’e göre bu merkezleri kapatmak şart.

Mesleki eğitim merkezlerindeki çocukların örgün eğitime yani normal okullara kazandırılmasının şart olduğunu savunan Gümüş, şunları kaydetti:

Geçmişte bu kişiler, öğrenci sayılmıyordu çünkü burada çıraklık eğitimi veriliyor. Öğrencileri bir kez daha tokatlayarak, şöyle yapılıyor: Okula bir, iki gün gelecek, iş yerinde dört-beş gün çalıştırılacaklar. Hem okul dışında bırakılıyor hem de emek sömürüsüne konu ediliyorlar. Bir senede sayı 160 binden 400 binlere çıktı ve bunu da başarı olarak sunuyorlar. Bir de bunu teşvik ediyor, ‘Çıraklığa gidin’ diyorlar! Ailelere aylık bin 1500 lira veriyorlar. Onlar için bu önemli bir para ama çocuklar işçi. Yani çocuk işçi, ucuz işgücü. İnsan ne diyeceğini şaşırıyor. Çocuklara bir taşla iki kötülük yapıyoruz.

“Ortaokul, lise çağındaki nüfusun açık öğretimde ne işi var?”

Açıköğretime kayıtlı öğrenci sayısını da çok yüksek bulan Gümüş’e göre bu kişiler öğrenciden sayılmamalı.

Öğrencilerin örgün eğitimde yer alması ve düzenli okuma yapmaları gerektiğini savunan Gümüş, “Okul varken açıkta ne yapar öğrenci? Kaç saat derse bakabilir? Nasıl bir ortamdadır? 1 milyon 738 bin kişiyi öğrenci saymak da doğru olmaz çünkü bu öğrenciler kayıtlı ama örgün eğitimde değiller! Ortaokul, lise çağındaki nüfusun açık öğretimde ne işi var? Böyle öğrencilik olmaz. 4 milyona yakın çocuk örgün eğitimde değil. Bu kabul edilemez” yorumunu yaptı.

“Devlet eliyle çocuk sömürüsü yapılıyor”

Sosyolog Gümüş’e göre eğitimde gelinen noktada devletin büyük sorumluluğu var. Açık öğretim ve mesleki eğitim merkezlerinin sayılarını artırmak, yasal yükümlülükten kaçarak çocuk işçiliğine yol açıyor. Bizzat devlet eliyle çocuk sömürüsü yapılıyor. Hala ciddi oranda kayıtsızlar da var ve devlet onları hiçbir şekilde bulmak istemiyor.

“Her iki öğrenciden biri kalabalık sınıfta”

Türk Tabipleri Birliği’nin (TTB) uyarılarını da hatırlatan Adnan Gümüş, öncelikle eğitimdeki fiziki problemlerin çözülmesi gerektiğini belirtti.

Çocukların yüzde 54’ünün yani 9 milyona yakınının 31 ile 70 kişi arasında değişen sınıflarda eğitim gördüğüne vurgu yapan Gümüş, “Her iki öğrenciden biri, kalabalık sınıflarda ve bu durum çok tehlikeli. Kovid pandemisi bitse bile yeni bir hastalık çıkabilir. Kalabalık sınıflar, sağlığa, insani değerlere, yaşam alanına ve hatta eğitim ilkelerine, temel haklara ve çocukların gelişim hakkına uygun değil. Öğrencilerin bu şekilde derse odaklanması çok güç. Sınıflar seyreltilmeli” diye konuştu.

“Gıda yoksulluğu çözülmeli”

Yetersiz ve sağlıksız beslenme de pek çok öğrencinin karşı karşıya kaldığı bir diğer sorun. Gıda yoksulluğunun da ivedilikle çözülmesi gerektiğine değinen Gümüş, “Fiziki sorunlar öyle çok ki, eğitimin niteliğini konuşamıyoruz bile” ifadelerini kullandı.

“Özel eğitime muhtaç çocuklar, kaderlerine ve ailelerine terk edilmiş durumda”

En ağır yükle karşı karşıya kalan çocuklar ise özel eğitime muhtaç olanlar. Bu çocukları ‘en mağdur olan kesim’ şeklinde niteleyen Gümüş, “Özel eğitime muhtaç olanlar, kaderlerine ve ailelerine terk edilmiş, piyasaya yani özel kurumlara teslim edilmiş durumdalar” yorumunu yaptı.

TEDEM raporu: Çoğunluğu 14-17 yaşındaki 676 bin çocuk eğitim sistemi dışında kaldı

MEB’in istatistiklerine ek olarak Türk Eğitim Derneği’nin (TED) düşünce kuruluşu TEDEM’in şubat ayında açıkladığı veriler de dikkat çekici.

Çoğunluğu 14-17 yaşındaki 676 bin çocuğun okula geri dönmediği belirtilen raporu, Türk Eğitim Derneği Genel Başkanı Selçuk Pehlivanoğlu ile konuştuk.

“Eğitim çağındaki bir çocuğun sistem dışında kalması, temel eğitim hakkının gaspıdır”

Bu çocukların nerede olduklarının bilinmediğini dile getiren Pehlivanoğlu, “Eğitim çağındalar ama eğitimde değiller! Her çocuk kıymetli, bu kişilerin tespitiyle ilgili çalışma şart. Bugünkü teknolojiyle bu hiç de zor değil. Eğer çocuk işçilerse, bu durumdan çıkarılmalılar. Aileleri okutmuyorsa, onları derhal okula geri döndürecek girişimler gerekli” dedi.

“Gelecek hayalleri ellerinden alınıyor”

Eğitim çağındaki bir çocuğun sistem dışında kalmasını, “temel eğitim hakkının gaspı” olarak niteleyen Selçuk Pehlivanoğlu, yaşam kalitesinin de riske sokulduğunu söyledi.

Pehlivanoğlu, “Gelecek hayalleri ellerinden alınıyor. Gelecek kaygısını ortadan kaldırıp eğitimdeki fırsat eşitliği ortamını oluşturmamız gerekli. Erişilip eğitime kazandırılmalı” dedi.

“Ezber sistemi, eğitime zihinsel bir soykırım”

Türkiye’deki eğitimin niteliği de tartışma konusu. Ezber sistemini, “eğitim sistemine zihinsel soykırım” olarak niteleyen Pehlivanoğlu, mevcut düzenle 21. yüzyılın yetkinliklerine sahip nesil yetiştirmenin çok güç olduğunu ileri sürdü.

“Sınav baskısı okulu kıymetsiz kılıyor”

Selçuk Pehlivanoğlu, üniversiteyle birlikte okunan ve en az 16 yılı bulan eğitimin çoğu zaman tatmin edici olmadığını ifade ederek sözlerini şöyle tamamladı:

Çoğu kişi mezun olunca iş bulamıyor, iş kuramıyor, işe girse, işvereni memnun değil! Gerekçeler sorgulanmalı. Kademeler arasındaki sınavın yarattığı baskı, okulu kıymetsiz kılıyor.

KAYNAK: İndependent

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here