SİYASET ÇUKURA SAPLANDI!

0
188 views

Son zamanlarda siyasi literatüre her gün yeni bir şey giriyor. Macesetler, kral çıplak, cibiliyet, meşrep, soy sop, Dostlar, vesaire.
Kullan kullanabildiğin kadar;

Siyaset kendi mecrasından uzak, farklı bir mecrada, neyin ne olduğu belli olmayan, bir noktaya geldi.
Oysa siyaset, Arapça kökeninden geliyor. Siyaset, “seyis” demek. (At bakıcısı!)
Bir de politikanın var; “poli çok, tika ise yüz” demek. Birleştirdiğinizde “çok yüzlü” anlam ifade etmektedir.

Ne yazık ki geldiğimiz noktada ne at kaldı, ne de bakıcısı seyis…
Seyis ve çok yüzlü ifadeler rafa kalktı.
Bunların yerine siyaset ve politika ifadeleri geldi.
Topluma hizmet etmekle yükümlü olan “siyaset” şimdilerde yemekle meşgul.
Bu cümleyi kullanırken biliyorum birileri incinecekler.
Üzgünüm ama bunlar bizim gerçeklerimiz.
Kabullenmek zorundayız.

Çünkü dilinden zehir akan siyaset, yalan konuşan ve konuşulan bir politika oldu.
Sevgi, saygı, hoşgörü kalmadı!
Siyasettin ideolojisi kayboldu!
Siyasette dürüstlük ilkesi yok oldu!
Artık siyaset, servetin aracısı haline geldi! Servet yapmak isteyenin aracısı, siyaset oldu!
Tüyü bitmemiş yetim hakkı yenilirken, zerre kadar Allah korkusu kalmadı vicdanlarda.
Biz çocukluğumuzda, gençliğimizde siyasi liderleri izlerken, onlar karşılıklı oturarak memleket meselelerini konuşurken görürdük.
Fikir tartışmalarına girerlerdi. Nezaket içinde birbirlerine sorular sorarlardı. Zarafet içinde de cevaplarını alırlardı.
Şimdi bunları düşünmek hayal oldu.
Bugünün liderleri, uzaktan karşılıklı hakaret dolu atışmaları birbirlerine yapmaktadır.
Artık siyasette, memleket meseleleri üzerine herhangi bir rekabet yok.
Artık serbest piyasa ekonomisinin yanında bir de serbest siyaset pazarı oluştu.
Günümüzde artık ne sözün, ne de yazının bir anlamı kaldı.
Artık söz uçtu, yazı silindi.
Kral çıplak demenin zamanı çoktan geçti.
Kral çıplak dolaşmaya çoktan alıştı.
Kralın da bize bıraktığı tek şey soytarılar oldu.
Artık muhatabımızın kral değil, soytarıları olduğunu görme zamanı geldi de geçiyor. Uyanın artık uyanın(!)
Dün bir arkadaşımın sosyal medya hesabından, güzel bir yazı okumuştum.
“Politikacılar çocuk bezine benzer.
Değiştirilmezse kokmaya başlar.”
Galiba biz, bu bezin kokusuna alıştık ve bize bağımlılık yapmış görünüyor. Çünkü hiç bir rahatsızlık duymuyoruz.
Bunun iktidarı, muhalefeti yok.
Hepsi aynı kaptan besleniyorlar, aynı kurbanın suyundan içiyorlar.
Hepsinin ortak noktası aynıdır.
Seçime girerken, yandık bittik bir kuruşumuz kalmadı, çocuklara sandviç alacak paramız bile yok edebiyatı yaparlar.
Seçildikten sonra, serveti ortaya çıktığı zaman, bu servet ailemden geçmiş kazancımdan kaldı derler.
Bizlerde bunları duymazdan geliriz, klasik bir cümledir. Haberim yoktu, bilmiyordum diyenlerin sayıları çoktur.
Bilin ki, onlar da bir şeylere parmaklarını batırmışlardır, ondandır sessizliği.
Bizler sesiz ve kayıtsız kaldığımız sürece, onlar bunu yapmaya devam eder.
Ve sınıflar arası makas açılması her gün daha da büyür.
Eskiden Alt tabaka, Orta tabaka, Üst tabaka vardı.
Şimdi imi tabakaya düştük.
Basınç o kadar yükseldi ki, orta tabaka ortadan yok oldu.
Artık iki tabaka var: Alt tabaka ile
üst tabaka.
Yirmi liraya çorba bulamayan alt tabaka,
iki bin liraya bir öğün yemek yiyen üst tabaka.
Evet hepimiz kardeşiz, bu nasıl kardeşlikse(!)
Biri aç, biri tok. Biri sefa sürer, biri cefa çeker, sonra biz kardeşiz?
Seçen Alt tabaka, seçilen üst tabaka. Ağlayan Alt tabaka, gülen üst tabaka.
Ağlamanın bir faydası yok, düşün taşın varacağın tek sonuç, kendim ettim kendim buldum diyeceksin.
Böyle giderse, daha çok ağlayacaksın.
Sen böyle devam edersen, seçtiğinden hesabını sormazsan, o daha çok servet kazanır, yetmez senin alın terinle daha çok yat, kat, sevgili yapar. Sana sadece bakmak kalır.
Düşünebiliyor musunuz? Bir Belediye Başkanı seçiyorsunuz. Onun seçim kampanyasına, maddi manevi destek olursunuz. Gelsin, namuslu bir şekilde halka hizmet etsin diye düşünürsünüz.
Peki o ne yapar?
Önce tırtıklamaya başlar yavaşça, alışma devresini hızlı atlatır.
Han hamam, yat kat, servet derken sonra eee ikinci eş için sevgili yapma zamanı gelmiş çoktan.
Kullandıkları sloganları hep aynı olur
“Amacımız hizmet, ilkemiz dürüstlük.”
Çok haklılar, amacım hizmet diyorlar yaaa
Servet kazanma hizmeti.
İlkemiz dürüstlük diyorlar yaaa
Eeeee çok dürüstüz ikinci eş için sevgili yapıyoruz yaaaa!!!
Uyanın artık uyanın(!)
Sen ağlarken, onlar gülüyorsa senin alın terinle onlar eğleniyorsa buna da sen sessiz kalıyorsan, fazla konuşmaya gerek yok. Daha çok saplanacaksın sen bu çukura.
Gerçeği bilip susanlar kadar, gerçeği bilmeyip söyleyenler kadar tehlikelidir.
Ne diyor;
Charles Bukowski
Demokrasi ile diktatörlük arasındaki fark şudur:
Demokraside önce oy verir, sonra emirler alırsınız.
Diktatörlükte oy vermekle zaman kaybetmezsiniz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here