MUSTAFA KEMAL DÜŞMANLIĞI ÜZERİNE BİR TARTIŞMA

0
235

Bugün sosyal medya üzerinde oldukça ibret verici bir tartışma yaşandı. En azından tarih sahnesi üzerinde yaşanan bu tartışma henüz silinmeden kayıtlarını alma fırsatım oldu. Aksi durumda tartışmadan kaçan tarafın hem suçlu hem de güçlü hali yancılarına(istisnasız kayıtsız destek verenlere bu adı veriyorum) kar kalacaktı. Kalamadı.

Bu tür tarih saptırıcılarının ortak özellikleri şudur; haklı gelemedikleri zora düştükleri anda arkalarına bakmadan tartışmayı bırakmaları, sizi engellemeleri veya konuşturmamalarıdır. Zaten itiraz etmenizden bile rahatsızdırlar ancak belli etmezler.
Bir diğer özellikleri de kendileri gibi olanları etrafında toplayıp sizi hedef haline getirmeleridir.
Oysa ki tarihin kendisi bir taraftır. Hem yaşanan hem de yaşanılan…

Taner Akçam’ın yayınlanan yazısında “Dersim Katliamı ile ilgili sahte belgelere yer verilmiş” buradan yola çıkılarak Mustafa Kemal ve İsmet İnönü’nün zehirli gazların kullanım emrini bizzat verdikleri sonucuna varılmıştı. Taner Akçam ile gerçekleştirdiğimiz tartışmada ne evrakların sahteliğine değinmek istedi ne de kaynağına. Gerçekliğini teyit etmeye yönelik bütün önerilerim de reddedildi. (Doğal olarak) Kendisi Ayşe Hanım gibi beni engellemedi. Tartışmanın başından sonuna kadar sabırlı olduğunu belirtmeliyim.

Gelelim bizim konumuza.
Ayşe Hür; yukarıda bahsi geçen konuyla ilgili Nasıl olduysa bilinmez, Taner Akçam’ın Agos yazısında yayınlanmış olan bir yazısı üzerinden cevap vermiş bulundu ve evrakların sahte olabileceğini belirtti! Yani bana sorarsanız doğru tavır koydu.
Benim için oldukça şaşırtıcı ve hayranlık uyandırıcı bu durum karşısında Ayşe Hür’ün sosyal medya sayfasını takibe alıp kendisini objektif davranışından ötürü tebrik ettim.

Elbette ki Ayşe Hür, Taner Akçam ve onlar gibi düşünen tarihçiler ile aynı çizgide bulunmanın oldukça zor hatta imkansıza yakın olduğunu biliyordum. Nitekim Ayşe Hür’ün objektif yaklaşımı kısa sürdü.

Taner Akçam olayının hemen ardından benimle Ayşe Hür ile bir tartışma meydana geldi.

Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere Cumhuriyet dönemi kadrolarının neredeyse tamamına düşmanca yaklaşan görüşlerini daha önce Radikal gazetesinde de paylaşan Ayşe Hür Çerkez Soykırımını’da pas geçerek sözü 19 Mayıs’a getirmiş bulundu.

Günün anlam ve önemini de Kurtuluş Savaşı başlangıcı olmasına değil, 19 Mayıs’ı sahiplenen ve anlamlı bulan bizleri yani Atatürkçüler, Cumhuriyetçiler ve ülkenin kendisi gibi düşünmeyen diğer kesimlerini kastederek “Ataları 19 Mayıs’ta daha başka neler yaptı bir bilseler!” kıvamında bir cümle ile Pontus Soykırımının yıl dönümü olmasına getirdi.

Yaklaşımı ve tavındığı tutum ile ilgili yorum yapmama gerek yok.
Ancak bu andan itibaren kendisine yorum yapan yancısına yazdığım bir yazı ile söze girdi ve aşağıdaki tartışma yaşanmış oldu.

Tartışmayı da okurların yorumlarına bırakıyorum. Buyrun tarihçi Ayşe Hür ile vatandaş Eren Soydemir’in Pontus- Mustafa Kemal ilintisi ile ilgili tartışması. (Ayşe Hür hiç bir kabalaşma, sertleşme, restleşme yaşanmamasına rağmen iyi günler denilerek bitirilmiş olmasına rağmen hem beni engellemeyi terih etti. Hem de yazılanları sildi.) Silinenlerin tarih olmadığını iddia edenlerden tarihi silmeler…

Tarih acı-tatlı, iyi veya kötü yaşanmıştır. Bir toplum için değerli olan bir diğer toplum için değersiz, hatta acıtıcı olabilir. Bu durum tarihi şahsiyetler üzerinde de geçerlidir. Ancak Tarihi olayları manipüle etmek, belli hedefler doğrultusunda eğip bükmek, çarpıtmak etik değildir. Üstelik bunu karşı tarafa hiç söz hakkı tanımadan, ele geçirilen mecralarda, elde edilen çeşitli(!) güçler ile yapmaya çalışmak en hafif tabiriyle vicdansızlıktır. Bu vicdansızlığı tarihe not düşmek de insan olmaya çalışan her bireyin vazifesidir.

Yazıda bahsi geçen her ismin cevap hakkı bulunduğu gibi burada yayınlanması konusunda da hiç bir sorun bulunmamaktadır.

Sosyal Medya Tartışması:

Eren Soydemir: o gelmez. Orada Mustafa Kemal’ sataşacak bir konu yok.

Ayşe Hür: Evet Eren Bey, cevabınızı bekliyorum.

Eren Soydemir: Şunu diyorum hocam. Tarihi olaylarda yaşanan bütün acılar, sıkıntılar, sorunlar vb istisnasız biçimde Mustafa Kemal’e bağlanıyor. Hayatın olağan akışına aykırı biçimde. Bunu bilinçli biçimde yaptığınızı düşünüyorum.

Öte yandan yazınız ile ilgili düşüncelerim ve eleştirilerim şu şekilde;

Yazınızın dayanklarını oluşturan Rıza Nur gibi isimlerin kimler olduğu? Nasıl bir karaktere ve ruh haline sahip oldukları, yazmış olduğu hatırat ortada. Rıza Nur’un kaynak gösterilmesi bile vahimdir.

Yazınızdan örnek vermek gerekirse: Vasilis Anthopoulos isimli çetecinin bir üst paragrafta hapishane basan, insanları silahlandıran, köy basan kişi olduğu belirtilmiş.

Bir alt paragrafta Rıza Nur kendisini botanikçi, eczacı, entellüektüel çok iyi kalpli bir insan olarak tasvir etmiş ve ardından hem müslüman hem hristiyan ağladı demiştir. Ki Müslümanların ağlaması pek mümkün görünmüyor.

Burada çelişki mevcut.

Bir diğer bölümde Pontus bölgesinin tekrar türklerin eline geçmemesi amacıyla Trocki’ye çekilen telgraftan bahsediliyor. O zaman dilimi içerisinde karadeniz’de yaşayan nüfusun oranları nelerdir? Kendi kaderini tayin hakkı çerçevesinde bölgede yaşayan halklar nasıl bir yönelim izlemelidir? Nüfusu yoğun olan Türkler ise KKT hakkı durumu nasıl değerlendirilmelidir?

Bahsedilen olaylarda Sakallı Nurettin ve Topal Osman ismi ön planda yer almış. Bu iki isimden bir tanesi bilindiği üzere Nutuk eserinde Mustafa Kemal tarafından çok ağır eleştirilerek “Kurtuluş savaşının en yararsız komutanı” denmiş görevlerinden azledilmiş gerici yobaz, diğeri ise Mustafa Kemal’in konutunu basacak kadar şirazeden çıkmış ve sonunu kendi hazırlamış bir cani bir kişi. Bu iki şahıs üzerinden her olay ardından sorumluluğun Mustafa Kemal’e bağlanması garabettir.

Sonuç itibariyle sizin de kendi yazınızda bahsettiğiniz üzere (sonuç bölümü) çetecilerin ortadan kaldırılması sonucu Pontus Meselesi son bulmuştur. Devrin gerçeğine göre elbette yaşanan savaşlar, çatışmalar, imparatorluğun ortadan kalması, ulusların kendi kaderini tayin hakkı çerçevesinde oluşan talepleri vb bütün faktörler sonucunda acı olaylar yaşanmıştır. Ancak bu olayların bu kadar keskin ve kolaycı biçimde bir kişiye yıkılması hem haksız hem de isabetsizdir.

Tarih tüm gerçekliği ile ortaya konsun ancak hiç kimseye bu kadar haksızlık yapılmasın.

Ayşe Hür : Böyle eleştiriye eyvallah. Ama ilk yazdığınız tipik sataşma cümlesiydi. Elbette her şeyin ucu Atatürk’e dayanacak? Kime bağlanmalı sizce? Yazımın dayanakları öncelikle, resmi arşivler ve TBMM zabıtları. Rıza Nur’a tek Vasili konusunda referans verdim. Rıza Nur milliyetçilikte sizi ona katlar, emin olun. O bile böyle söylüyor anlamına. Kaldı ki Rıza Nur’un Atatürk karşıtı olması her söylediğini geçersiz kılmaz. Mustafa Kemal Sakallı’yı kullanıp peçete gibi kenara atmıştır. Bunun hikayesini bu sayfada anlattım. Eğer Nutuk’ta eleştirilenleri esas alırsak tarihimizde tek temiz insan Yahya Kaptan ile İsmet İnönü kalır. Onlar dışında herkes hakkında kötü konuşmuştur çünkü. Pontuslular bu toprakların kadim halkı. Size göre onların ortadan kaldırılması normal anlaşılan. Çetecilerin sayısı Genelkurmay’a göre 1000 kadar. Öldürülen Türk sayısı da yine Genelkurmay’a göre 1800 kadar. Bu rakamları yazmadım, inandırıcı bulunmaz diye. Öldürülen Rum sayısı 300-350 bin olmasın, acaba 2,3 milyon Rum’dan bu gün sadece 1.200 kişinin kalması size garip gelmiyor mu? Çetecileri tutuklarsın olur biter, Yunan ordusunu yenersin olur biter ama sen onları bahane edip isyana katılmamış Pontus halkını, Karamanlı Rumları binlerce yıl yaşadıkları topraklardan sürüyorsun. Türk milliyetçilerinin sorunu bu. Sürmeyi, katletmeyi, hapsetmeyi normal bulacak bir gerekçeleri her zaman var.

Eren Soydemir : Ayşe Hür Milliyetçilikte beni Rıza Nur ile kıyaslamanız bence daha büyük sataşma. Ben milliyetçi değilim. Ama bir başka halkın da hakkını savunurum.

Rıza Nur akıl yetilerini kaybetmiş bir insan. Rıza Nur’un pozisyonu karşıtlık değil düşmanlıktır. Referans gösterilmesi ne derece sağlıklı?

Peçete örneğine katılmıyorum. Kim kimi kullanmıştır bu tartışılır. Aralarında en genç ölen Mustafa Kemal. (Kendine de yazık etmiştir.)

NutukTaki eleştirileri salt olarak ele almayabiliriz. Başka kaynaklar da ortaya konulabilir. Ben MKA direk Sakallı’yı koyduğu noktayı açık ettiğini söyledim. Günümüzde devlet erkanı astlarını kayıtsız şartsız destekler korurken. (Yaşanan vahim olaylarda… Bkz. Güneydoğu-Doğu vs)

Pontusluların, Kürtlerin, Ermenilerin bu toprakların kadim halkı olduğunu biliyorum. Ne itirazım var ne başka birşey dünya üzerinde şanslı olduğumuzu düşünüyorum. Ne sürülsünler, ne de katledilsinler. Bu istisnasız bütün halklar için geçerlidir.

Burada da bana haksızlık var. Alışığız bu tür konuşmalara o ayrı.

Öldürülme meselesine gelince benim elimde böyle bir kanıt bilgi yok. Sürgün edilmiş, katledilmiş, göç edip gitmiş veyahut asimile olmuş olabilirler. Toplamı bir kayıptır bu topraklar için ve bizler adına.

Ben sizin yazdığınız gibi sayılara girmeyeyim. Benim burada itiraz ettiğim konu siz Tümden varım yapıyorsunuz ben buna kesinlikle karşıyım.

Hiyerarşi sizin anladığınız düşündüğünüz kadar iletken mi? Bağıl bir güç mü? Her şeyden bir kişi sorumlu olsun?

Rahmetli dedem anlatırdı köyün karşısında bir tane karakol var (Erzincan Çayırlı ) alt tarafı başçavuş sanırsın padişah derdi. Ne karşı gelebilirsin ne de ses edebilirsin. Üstteki bunu nereden bilecek? İntikal etsin ki bilsin. Bkz. General Muğlalı ve 33 kurşun olayı.

Ülke 100 sene böyle zalimlerin halka yaptıklarıyla yoğrulmuş durmuş.

Bir tane Mustafa Kemal ne anlaşılabiliyor ne de anlatabiliyor.

Bu kadar sorumluluk bindirmek, suçlamak yazık günah derim her zaman.

Ayşe Hür: Eren Soydemir Pontus’ta olan bitenden Mustafa Kemal’in habersiz olduğunu düşünen biriyle yazışmak nafile bir iştir. İyi günler.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here