DİZİ İNCELEMESİ: İLAN EDİLMEMİŞ SAVAŞ (THE UNDECLARED WAR)

0
87 views

 

Bir ara benden yaşça küçük bir arkadaşımla sohbet ederken, konu emeklilik yaşına ve hayatın güvencesizliğine geldi. Birden yakınmaya beni suçlamaya başladı. Bizim gibiler yüzünden yeterince yüksek maaş alamadığını, emekliliği zaten göremeyeceğini çünkü bizim gibi ihtiyarların onların önünü tıkadığını yazdı. Önce şaşırdım, sonra dinlemeye başladım.
Karşımda cebinde para olmayan, düşük gelirli buz gibi liberal oturuyordu. Klasik, gerçek liberallerin aksine bu bizim liberal beş parasızdı. Geldiği sınıfın ne olduğunu dahi bilmeyen, ekmek alamayıp uzay mekiği yaptık diye övünen dayıya söven ama kendi de aynı olan bir tür.

Yaşadığı yokluğu ve yoksulluğu geçici görüyor, bu geçici durumun temel suçlusu olarak diğer çalışanları düşmanı olarak görüyor ve onlardan tiksiniyordu. Kendisi ve hayalleri hariç her şeyden ölesiye nefret ediyordu. Aynı bizim yeni dünyayı anlayamayan ihtiyarların nefretine benzer bir şey.

Bu bizim coğrafyanın kaderidir, burada gücü gücüne yetene saldırır. Gerçek sorumlu ya da katil ya da zalim adı ne olursa olsun asla gündeme getirilmez. Sanırım bizim çulsuz liberal de beni dişine göre buldu.

Bir iki defa suçlunun ben ve benim gibiler (buradaki benim gibiler ekmeğinin peşindekiler olarak anlayabilirsiniz.) olmadığını anlatmaya çalıştım, eski nesillerin dilinden anlıyordum, yeni nesilleri dilinden anlıyordum, tam arada bir nesil bizim y kuşağı.

Birden eline yapıştım yaşlı dayıların yaptığı gibi çıkar telefonu deyip kahkaha attım, afalladı bizim yoksul, pesimist liberal. Sonra geriye çekildim, nafile çabalamaya gerek yok, ofise geri dönüp çalışmaya devam ettim.

Belki benim ona anlatacak bir öyküm yoktu, nasihat falan zaten sevmem ne alırım ne veririm, eh yani ekranda değildim, episodelara bölünmemişim, konuşurken arka fonda rahatlatıcı bir müzik değil makine gürültüleri var genelde.

Nasıl anlatsam ki 1991 yılında dünya tek kutuplu hale geldi. Düne kadar Rus ve Sovyetlerin peşine halklar takılır da gider korkusu yüzünden emeklilik yaşını 38’e kadar çekildiğini, hayatın şimdiki gibi zor ama gelecekte evde açlıktan ölür müyüm, boğazımı keserler mi diye düşünmeden, benim çocuk iş bulur nasılsa diye umudun kısmen olduğu bir dönemdi. Başımızda bir çatı, önümüzde bir tas çorba devri bitti, gelen ise tam anlamıyla çözülme ve kitlesel yıkım dönemi.

Akşamları işten eve dönüp günlük sorumlulukları tamamlayıp, kalan vakitte kitap okumazsam dizi izlemeyi seviyorum. Yeni bir dizi buldum, bunu sizlere önermek isterim: The Undeclared War. 2022 yılında birinci sezonu 6 bölüm olan İngiliz yapımı bu dizi Peter Kominsky tarafından çekilmiş. İmdb puanı: 6,8 bence çok da önemli değil ya, neyse.
Dizinin konusu oldukça ilginç görünüyor. 2024 yılında İngiltere seçimlerine elektronik ortamda müdahale etmeye çalışan Rusya Cumhuriyeti ve Britanya Krallığı arasındaki siber savaşı iki karakter üzerinden kuruyor. Doğu kökenli toplumlardan Britanya’ya sığınmış yoksul ve esasen laik bir aileden gelen genç, zeki, kadın karakter Sara Parwin ve Rus bilgisayar yazılımcısı, babası uluslararası silah kaçakçısı olan zengin ve özgürlük sevdalısı Vadim Trusov karakterleri üzerine kurgu edilmiş. Sara Parwin’in karakterlerine sos olarak lezbiyen eğilimi verilmiş. Burada verilen mesaj Batı toplumlarında istediğiniz kişi olabilirsiniz ama eğer doğu toplumlarından geliyorsanız sana giydirilen kimlik dışında bir farklılığın olamaz ve bunun acılarını yaşarsın.

Vadim Trusov ise babasının zoruyla yazılım okumuş aslında ressam olmak isteyen, kahramanlık sendromu çeken zengin bir adam. Her iki karakter de yazılım alanında eğitim alırken yolları kesişiyor.

Sara İngiliz NSA olarak bilinen GCHQ kurumuna stajyer olarak yerleşiyor, yalnız oradaki hiyerarşik örgütlenme ve diğerlerinin ona olan bakışı, sen burada yabancısını tekrar tekrar hissettirmeleri rahatsız hissetmesine neden oluyor. Eski düşman milliyetçilik hâlâ sağ ve yaşıyor anlaşılan.

Vadim ise yazılımı bırakıp Rusya’ya dönüyor, babasına el açmamak için sosyal medyada trol çalışmalar yürüten bir bilgisayar yazılım şirketinde işe başlıyor.

Devletlerin ve istihbarat birimlerinin yalanı ve safsatayı karşılıklı olarak nasıl yaydığını, medyanın ve sosyal medyanın içinde ne tip operasyonlar yaptıklarını ayrıntılı olarak izliyoruz.

Ana karakterlerin yeni dünyanın yeni ideolojik kimliğini giydiğini söyleyebilir miyiz?

Karakterlerin taşıdığı kimlik ideolojik olarak yine liberalizmle donatılmış, bu arada eski dost milliyetçilik ve din tekrar devrede. Yalnız 21. Yüzyıl liberalizminin bir artısı var, teknolojik kontrol mekanizmalarıyla kuvvetlendirilmiş. Doğuda ulus devletler dağılırken batıda ise son hız bireyselleşme ve ulus devlet çatısında tekrar örgütlenme devam ediyor. İktisadi alandaki liberalizasyon ile milliyetçilik eş zamanlı çalışır. Dolayısıyla batı toplumlarının ulus devlet ve teknolojik üretim ataklarıyla elde ettikleri kavramlar üçüncü dünya ülkelerinde farklı çalışır.
Batıda milliyetçilik ezen ulus-kavmin yine ezmeye devam etmesi üzerine kuruludur. Üçüncü dünya ülkelerinde milliyetçilik ise toplumun geliştirilmesi değil, devletin etrafında yekpare bir birleşme üstüne kuruludur.

Neyse ben diziyi sevdim, arada güzel ayrıntılar var.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here