CHP’DEN İKİNCİ YÜZYILA ÇAĞRI: “BUGÜN ÜLKENİN KADERİNİ DEĞİŞTİRME GÜNÜ”

0
65

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin vizyon belgesini açıkladı. İstanbul Lütfü Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı’ndaki toplantı saat 14.15 itibarıyla başladı. Açılış konuşmasında tüm salona seslenen Kılıçdaroğlu, “Bugün ülkenin kaderini değiştirme günüdür. Bunun çaresi mevcut tek adam gitsin başka bir tek adam gelsin değildir. Tek adam gitsin, yerine çalışan yeni bir sistem gelsin” dedi. CHP liderinin sunuş konuşmasının ardından sözü Jeremy Rifkin, Daron Acemoğlu, Hakan Kara, Refet S. Gürkaynak ve Hacer Foggo gibi uzmanlar ve bilim insanları aldı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun ‘3 Aralık’ı bekleyin’ diyerek işaret ettiği “İkinci Yüzyıla Çağrı” programı başladı.

İstanbul Lütfü Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı’nda gerçekleştirilen toplantıda, CHP’nin ekonomi, teknoloji ve sanayi başta olmak üzere temel projeleri anlatılacak. Toplantının “seçim sonrası oluşacak Türkiye’nin ortak akıl koalisyonunun bir simülasyonu” olacağı ifade ediliyor.

Kürsüye ‘iktidar’ sloganlarıyla çıkan CHP lideri, kalabalığa “O da olacak merak etmeyin” diye seslendi.

Kılıçdaroğlu’nun açıklamalarından öne çıkan satırlar şu şekilde:

“BUGÜN ÜLKENİN KADERİNİ DEĞİŞTİRME GÜNÜDÜR”

Her şey bu ülkede çok ama çok güzel olacak. Bundan hepinizin emin olmasını isterim. Sizin kadar ben de çok heyecanlıyım. Dolayısıyla heyecanla konuşmama başlıyorum. Bugün halkımızdan neden oy isteyeceğimizi öğreneceksiniz. Yeni bir düzene, yeni bir Türkiye hayaline, yeni bir siyaset üstü anlayışa oy isteyeceksiniz. Bugün dinleyeceğiniz sadece bir krizden çıkma programı olmayacak. Krizden alnımızın akıyla ve hep birlikte çıkacağız.
Bugün ülkenin kaderini değiştirme günüdür. Bunun çaresi mevcut tek adam gitsin başka bir tek adam gelsin değildir. Tek adam gitsin, yerine çalışan yeni bir sistem gelsin. Türkiye, cumhuriyetin ikinci yüzyılında bir daha böyle acımasız, kutuplaşmış dönemler yaşamayacak. Türkiye’yi kurumları yeniden inşa edilmiş, bölgesinde barışın ve refahın merkezi olan bir ülke yapacağız. Mesele Mustafa Kemal Atatürk’ün büyük hayaline sahip çıkmaktır. Onun vizyonunu tam anlamıyla hayatına geçirme günüdür.

Dünyada ve Türkiye’den konusunda uzman ve itibarlı 70 kişiden oluşan büyük bir güç birliğinden söz ediyorum. Bilim, teknoloji ve yatırımın iki büyük merkezi olan ABD ve İngiltere’ye ziyaretlerde bulundum. Ne derlerse desinler inandığım vizyon yolculuğundan asla vazgeçmeyeceğim. Çünkü ne istediğimi ve bu yolun nereye varacağını daha başlarken biliyordum. Bay Kemal çıktığı yoldan asla geri adım atmaz.

“KISA BİR SÜRE SONRA DA ALMANYA’YA GİDECEĞİM”

Kısa bir süre sonra da Almanya’ya gideceğim.Seyahatlerimde ve sonrasında bahsettiğim bu 70 değerli isimle tek tek görüştüm. Onları siyaset üstü güç birliğine katılmaları için davet ettim. Elimizde üç büyük güç var; bize inanan halkımız, siyasi gücümüz ve dostalarımızla kurduğumuz siyaset üst güç birliğimiz. Bizler siyasi ve siyaset üstü, rozetli veya rozetsiz unutmayın hepimiz ülke için vatan için birlikteyiz.

“24 SAAT ÇALIŞAN BİR GÜÇ BİRLİĞİ”

Bahsettiğim güç birliği 24 saat çalışan bir güç birliği olacak. Devlet 7 gün 24 saat çalışacak. Zamanının, mekanın, enlemlerin ve boylarım ötesinde kesintisiz üreten Türkiye’yi şimdiden inşa etmeye başlıyorum. Onlar vatanları için çalışacaklar. Çünkü Bay Kemal olmak böyle bir şey. Çünkü benim işim birleştirmektir. Benim işim sistemi kurmaktır, çalıştırmaktır.

Bugün bizimle birlikte ülkeyi dönüştürmeye cesaret edenleri huzurunuza çağıracağız. Sonra ben adım adım yapacaklarımızı anlatacağım.

Sayın Kerem Eliçin ile tanışacaksınız. Merkel’in ve Çin Devlet Başkanı’nın danışmanlığını yaptı. Benim de yeni endüstriyel dönüşüm başdanışmanım. Sayın Daren Acemoğlu bizimle birlikte olacak. Sayın Acemoğlu’nun gelecekte Nobel ödülünü alacağına inanıyorum. Bu değerli isimlerle kurduğum sistem Türkiye’yi hızlıca karanlıktan çıkarıp, aydınlığa taşıyacak.

BAŞDANIŞMAN RIFKIN ‘İKLİM KRİZİNİ’ ANLATTI

Kılıçdaroğlu’nun ardından, CHP liderinin başdanışmanı Jeremy Rifkin video konferans yöntemiyle salona bağlandı.

Rifkin’in konuşmasından öne çıkan satırlar şu şekilde:

Bilimsel, teknik ve ekonomik girdi sağlayacağım. Türkiye’nin kapsamlı bir yön haritası oluşturmasına yardımcı olacağım. Başta Z kuşağı olmak üzere şunu söylemek istiyorum: İnsanlık için çok önemli bir zaman diliminden geçiyoruz. Daha evvel beş defa benzer yok oluşlar yaşadık. Şimdi altıncısının başındayız.

Ekonomik hayatı ve hükümet ilişkilerini değiştiren üç büyük teknolojik devrim oldu: Birincisi iletişim devrimi, ikincisi yeni enerji rejimleri, üçüncüsü yeni taşıma ve lojistik. Akdeniz, iklim değişikliğinden en olumsuz etkilenen bölge. Bütün Türk halkının dayanışma içinde olması lazım. Akdeniz havzası zor durumda. Çok ciddi seller yaşanıyor. Yaz aylarında kuraklık ve ısı dalgaları ile birlikte kıtlıklar yaşanıyor. Sonbaharda ise fırtınalar ve tayfunlar bizi vuruyor. Bunların hepsi bir araya gelerek, ekosistemimizi altüst ediyor.

Sadece insan hayatını değil, diğer canlıların hayatını da tehdit ediyor bu. Başta Z kuşağı olmak üzere şunu söylemek istiyorum: Biz altıncı dönemin başındayız. İnsanlık için çok önemli bir zaman diliminden geçiyoruz. Daha evvel beş defa benzer yok oluşlar yaşadık. Şimdi altıncısının başındayız. Gerçeği görmemiz ve uyanmamız gerekiyor. Peki bu neden oluyor? İklim değişiyor çünkü küresel ısınmaya yol açan gazlar salınıyor ve bu gazlar güneşten gelen ışınların dünyadan yansımasını engelliyor.

Önce sanayi devrimi oldu. Onu, 20. yüzyılın başında telefonlarla birlikte iletişim devrimi takip etti. Ardından enerji devrimi ve fosil yakıtla çalışan motorlarla birlikte lojistik devrimi. Bunu küreselleşme takip etti. IMF, Dünya Bankası gibi kurumlar ortaya çıktı. Brent petrolün fiyatının 147 doları geçtiğini gördük. Yani fosil yakıtların devri kapandı. Kozmetikten aydınlanmaya her şey fosil yakıtlar ile sağlanıyor.

“MERKEL BENDEN YARDIM İSTEDİ”

Şimdi bir anımı anlatacağım. Angela Merkel, ‘Alman ekonomisini nasıl büyütürüz’ bağlamında benden yardım istedi. İşletmeleriniz, 2. sanayi devrimine (fosil yakıtlara) bağımlı yaşarken bunu nasıl yapacaksınız diye sordum. Almanya’nın sahip olduğu altyapı, eski bir altyapıydı. Daha sonra Şansölye Merkel ile yaptığımız konuşmalarda, Avrupa Birliği ve Çin’de yükselen yeni bir sanayi devriminden bahsettik. İletişim devrimi ve internet de karşımıza çıktı. 4,5 milyar insan, ceplerindeki akıllı telefonlarla iletişime geçiyorlar. Bu telefonların bilgisayar kapasitesi, Ay’a gönderilen insanlı uçuşların bilgisayar kapasitesini geçmişti.
Önümüzdeki 20 yılda güneş, rüzgâr ve okyanus ile enerji üreteceğiz. Küresel enerji üretimi bu şekilde olacak. Biz insanlığı doğaya adapte etmek zorundayız. Şimdi genç kuşaklar, sokaklara çıkıp barışçıl protestolar yapıyor. Bir acil durum döneminden geçiyoruz. İlk defa bütün bir kuşak sokağa çıkıp protesto ediyor. Kendilerini bir tür olarak, yani tehdit altında yaşayan bir tür olarak görüyorlar ve protestonun zemininde de bu var finans sermayesinden ekolojik sermayeye geçilecek.

ÖZTRAK: ŞATAFATA VE İSRAFA SON VERECEĞİZ

Rifkin’in ardından kürsüye CHP Sözcüsü Faik Öztrak sahneye çıktı.

Öztrak’ın açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

CHP olarak, Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında, ülkemizi dördüncü endüstri devreminin takipçisi ve tüketicisi değil, geliştiricisi ve üreticisi yapmaya kararlıyız. Temiz enerjiyle, temiz üretimle, temiz toplumla, temiz fonlarla, tertemiz bir gelecek inşa edeceğiz. Zenginleşeceğiz, milletimizi orta gelir tuzağından kurtaracağız. Kimseyi geride bırakmayacağız. Gençlerimiz, ülkemizin en büyük servetidir. Gençlerimizin işsizliği ise en büyük israftır. Genç ve dinamik iş gücümüzü en etkin şekilde kullanacağız. Dünyayı iyi tanıyan iş insanlarımız var.
Ülkemizi hak ettiği zenginliğe mutlaka kavuşacağız. 40 bin kilometreden fazla yol yaptık, meslek örgütleriyle konuştuk. Yeni nesil kalkınma stratejimizi hazırladık, ekonomideki büyük yangını gördük. Ülkemizi önce feraha sonra refaha kavuşturacak programın ne kadar önemli olduğunu bir kez daha tespit ettik. Kısa sürede ferahlamak için yanlış ekonomi politikalarının neden olduğu belirsizlik çarkını kırmamız, ülkemizin olağanüstü yüksek risk primini aşağı çekmemiz gerekiyor. Bunun için önce Merkez Bankası’nın başına tüm dünyanın saygı duyduğu bir ismi atayacağız, MB’nin hedefi enflasyonu kalıcı olarak tek haneye indirmek olacak. MB’nin bağımsızlığını güvence altına alacak yasal düzenlemeleri yapacağız.
Ekonomik öncelik ve ihtiyaçları gözeterek, 2023 bütçesini yeniden yapacağız. Şatafata ve israfa son vereceğiz. Cumhurbaşkanlığı makamını ait olduğu yere, Çankaya Köşkü’ne taşıyacağız. Tasarruflarla, krizin ezdiği kırılgan kesimleri destekleyeceğiz. Mali kural uygulamasını başlatacağız, TVF’yi tasfiye ederek bütçe birliğini sağlayacağız. Kamu özel iş birliği projeleri başta olmak üzere, devletin sırtındaki koşullu yükümlülükleri ortaya çıkaracağız.

“İSTANBUL SÖZLEŞMESİ’Nİ YÜRÜRLÜĞE SOKACAĞIZ”

Hızla atacağımız adımlarla kısa sürede ekonomide öngörülebilirliği artıracak, risk primimizi düşürecek, makro ekonomik istikrarı sağlayacağız. Feraha kavuşmak için iki önemli çapamız var: Güçlü Türkiye, Güçlü Avrupa’dır. Türkiye’nin geleceği, demokratik kurallı dünyadadır. AB üyelik müzakerelerini canlandıracağız. 23. Yargı ve Temel Haklar faslının gerekliliklerini tamamlayacağız. Bu fasıldaki siyasi blokajın kaldırılmasını isteyeceğiz. İkinci çapamız ise, hızla hayata geçireceğimiz yeni nesil kalkınma stratejimiz olacak. Bu, hem ülkemizi ferahlatacak, hem de kalıcı refaha ulaşmamızın önünü açacak.

2030 gündemi sürdürülebilir kalkınma amaçları ve Paris İklim Anlaşması, stratejimizin en önemli küresel referanslarıdır. Biz stratejimizi 4 sütun üzerine inşa ettik. Demokrasisi güçlü; kurumları ve kuralları güçlü Türkiye. Üreterek zenginleşen rekabetçi Türkiye. Zenginliği adil paylaşan Türkiye. Temiz ve yeşil Türkiye.

Ülkemizde hiçbir çocuk yatağa aç girmeyecek. Sendikalaşmanın, örgütlü toplumun önünü açacağız. Cinsiyet eşitsizlikleriyle etkin şekilde mücadele edeceğiz. İstanbul Sözleşmesi’ni yeniden yürürlüğe sokacağız.

HACER FOGGO: SOSYAL DEVLET DÖNEMİ BAŞLIYOR

Öztrak’tan sonra CHP Yoksulluk ve Dayanışma Ofisi Koordinatörü Hacer Foggo açıklamalarda bulundu.

Foggo şunları söyledi:

Türkiye tarihinin en zor dönemlerinden birini yaşıyor. Yokluğu da varlığı da birlikte yaşadık ve atlattık. Son 20 yıldır Türkiye’de gittikçe derinleşen yoksulluk adaletsizliğe yol açıyor. Zenginin daha zengin yoksulun ise daha yoksul olduğu ve bunun doğal karşılandığı bir zamanın içindeyiz. Bu memlekette eşitsizlik bu kadar derin ve yakıcı olmamıştı. Çünkü bu memleket bu kadar umursamaz bu kadar kötü bir yönetim anlayışıyla karşılaşmadı. Bu adaletsiz sisteme karşı CHP iktidarının ilk hedefi yoksulluğu kökten bitirmek olacak.

CHP iktidarında hiçbir çocuk yatağa aç girmeyecek ben bu sözün büyüsü ve gerçekliğiyle hiçbir çocuğu geride bırakmayan bir sistemi inşa ederken bir taş koymak için buradayım. Bugün burada ilan edilen vizyon güçlü sosyal devlet ile fırsat eşitliği dönemi başlıyor. Bu kalkınma vizyonunun en önemli boyutlarından bir sosyal devlettir. Sosyal devlet ifade özgürlüğü ile okullarda ücretsiz beslenme hakkını birbirinden ayrı düşünmez.

CHP iktidarının ilk 6 ayında Aile Destekleri Sigortası Kurumu kurulacak. Tüm sosyal yardımlar tek bir çatı altında toplanacak. Hiç kimse sosyal yardım almak için kapı kapı dolaşmak zorunda kalmayacak. Devlet, zorda olanın ayağına gidecek.

PROF. DR. KARA: YOKSULLUKLA MÜCADELE İÇİN KAYNAK GEREKİYOR

Foggo’nun ardından, Merkez Bankası’nın eski başekonomisti Prof. Dr. Hakan Kara bir sunum yaptı.

Kara, sunumunda şu maddelere değindi:

Yoksullukla mücadele için kaynak gerekiyor. Sürdürülebilir bir büyüme, gelir artışı lazım. Ayağı yere basan bir makro çerçeve oraya koymak gerekiyor. Önümüzdeki dönemde bir makro istikrar programının ana bileşenleri, özellikle makro finansal taraftan bakılınca nasıl olmalı, teknik görüşlerimi dile getireceğim.

Geçmişten ders alıp, geleceğe yönelik politikaları tasarlamak gerekiyor. Türkiye’nin önemli bir deneyimi var. 2001 krizi sonrası uygulanan politikalar. Bu politikalardan alınabilecek dersleri anlatıp, Türkiye’ye özgü, makro finansal tasarım nasıl oluşturulabilir, buna ilişkin görüşlerimi açıklamak istiyorum. 21. yüzyılda ekonomi politikası deneyimi deyince, arka planda MB’nin de başrolde olduğu bir kronoloji de benim aklıma geliyor.

2001 sonrası bir enflasyon hedeflemesi uygulandı. Bağımsız para politikası ve MB’nin kısa vadeli faizleri temel araç olarak kullandığı, buna da sıkı bütçe politikasının, faiz için fazla ile eşlik ettiği bir program vardı. Küresel kriz sonrasında yaklaşım değişmeye başladı. Finansal istikrar vurgusu öne çıkmaya başladı. Ama arka planda MB’nin faiz politikası üzerindeki kısıtlar o dönemde başlamıştı. Para politikasının önemsizleştirilmesi diye tanımladığım dönem var sonrasında.

PROF. GÜRKAYNAK: HİÇBİR YERDE İŞE YARAMAYACAK POLİTİKALAR TÜRKİYE’DE DE YARAMIYOR

Kara’nın ardından sözü Bilkent Üniversitesi Ekonomi Bölümü Başkanı Prof. Dr. Refet Gürkaynak aldı. Kaynak’ın konuşmalarından özetler şöyle:

Bazen Türkiye’de olup biten şeyleri dünyanın bize bir tezahürü olarak anlatmaya çalışıyorlar. Bunlar bize enflasyon veyahut fakirlik Türkiye’ye olan şeyler deme yolları. Bu sorumluluğu bizden atıyor, belki biraz içimizi rahatlatıyor ama diğer yandan da bunu değiştirme yetkisini de elimizden alıyor. Halbuki böyle değil. Türkiye her ülke gibi bir ülke.

Enflasyonun bu kadar yüksek olmasının nedeni adının Türkiye olması, şu enlem bu boylamda olmasından kaynaklanmıyor. Etrafımızda olan biten bizi de etkiliyor. Bunlar tabii doğru ama en nihayetinde rüzgârda savrulan bir yaprak değiliz. Bu ülkede ne olup bittiğine dahil bu ülkenin insanları olarak söz sahibiyiz. Ve bunun sorumluluğunu almak zorundayız. Bu enflasyon bizim yaptığımız bir şey. Dünyanın her yerinde olduğu gibi kötü politikalar kötü, iyi politikalar iyi sonuçlar doğuruyor. Dünyanın hiçbir yerinde işe yaramayacak politikalar Türkiye’de de yaramıyor. Buna da şaşırmamak lazım.

Türkiye’de açık bir ırkçılıkla ‘Burası Uganda mı’ cümlesinde geçen Uganda’nın enflasyonu ile Türkiye’nin enflasyonu… Enflasyonu düşürmüşler ve yükselmemiş. Umarım Ugandalı dostlarımız da Türkiye ile alay etmiyordur.

Enflasyona genel bir kötü yönetim göstergesi. Enflasyon bir vergi. Birilerinden alıp veriyor. En adi en aşağılık vergilerden birisi. Zenginden alır fakire verir. Enflasyon ile büyümek isteyenler çuvalladı. Böyle bir şey yok. Hiç olmadı.

PROF. DR. AKÇİĞİT: ORTA ÖLÇEKLİ FİRMALARI BÜYÜTEREK İSTİHDAM ARTACAK

İstihdam politikaları konusunda söz alan Chicago Üniversitesi Ekonomi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ufuk Akçiğit de şu hususlara dikkat çekti:

Türkiye’de büyük firmalara verilen desteklerin %1’i orta büyüklükteki firmalara verilseydi, ekonomiye katkısı iki katına çıkacaktı. Türkiye’de desteklerin etki analizi yapılmadığı için faydası az oluyor.

Türkiye’deki ArGe harcamalarının GSMH’ya oranı, OECD ülkelerin çok çok arkasında. Biz OECD ülkelerine yakınsamayı beklerken, bu kadar yetersiz harcamayla onlara yakınsamamız mümkün değil. Türkiye’de ArGe harcamalarının düşük olmasında olay, kamunun verdiği destek miktarı değil, başka yerde yatıyor.

Türkiye, son on yıldaki mezunlarını hangi alanda vermiş? Tıp, eğitim, işletme, tarih, ziraat, psikoloji, ekonomi, din, hukuk, elektik elektronik ve ondan sonra bilgisayar mühendisliği…

Eğitimimiz yarınları anlatıyorlar. Bu insanlar mezun olduğunda Türkiye ekonomisinde iş yapacaklar. Biz yeterince beşeri sermaye yatırımı yapmadığımız için problemlerin devam edeceğine çok şaşırmamak gerekiyor. Sanayi ve eğitim politikalarını birbirinden ayrı düşünemeyiz.

Firmalarımız Türkiye’de genel olarak küçük. Ulusal şampiyonlar yaratabilmemiz için orta ölçekli firmaların büyümesi gerekiyor. Her yere destek verirsek olmaz, eldeki kaynakları orta ölçekli firmalara aktarsak, ortaya çok daha fazla istihdam çıkacak.

SELİN SAYEK BÖKE: KAMUCU ANLAYIŞLA YÖNETMEYE GELİYORUZ

CHP Genel Sekreteri Selin Sayek Böke partisinin ekonomi politikalarına ilişkin şu vurguları yaptı:

Türkiye’yi Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında kalkındıracağız. Toplumun tüm kesimleri hep birlikte zenginleşeceğiz.

Üretimi dönüştüreceğiz. Bugün ekonomi ranta dayanıyor. Dönüştürdüğümüzde üretken yatırımlara dayanacak. Bugün ekonomi ağır bir sömürü düzeni içinde yürüyor, yarın kalkınma olacak. Bugün vergi yükü halkın omzuna, sırtına bırakılmış vaziyette, yarın adaletli bir vergi reformu olacak, daha çok kazananın daha çok vergi ödediği adil bir düzen kurulacak.

Üretimimizi değiştirmeye geliyoruz. Yeşil dönüşümle üretimimizi dönüştürdüğümüzde Avrupa’nın sınırında Avrupalıya vergi ödemeyeceğiz. Her yıl o 3 milyar Euro Türkiye’ye kalacak ve üretim, istihdam yaratacak.

Biz yeni bir kamucu anlayışla yönetmeye geliyoruz. Her şeyin önüne kamu yararını koyacağız. Bu esnada piyasa aksaklıkları varsa onları mutlaka gidereceğiz. Verimliliği hedefleyeceğiz. Teknolojinin toplumda eşit erişimini ve yaygın kullanımını hedefleyeceğiz. Yeteneklere, insanına yatırım yapan yeni bir kamucu anlayışla geliyoruz.

Biz geldiğimizde kamuda temiz ihale dönemi başlayacak. ‘Kaynağımız var’ dememiz boşuna değil. Kamu kaynakları Kamu-Özel İşbirliği Projeleri adı altında yandaşa aktarılmayacak. Kamunun kaynakları yolsuzluk içeren ihaleler dağıtılmayacak. Kamunun parası kamuda, halkta kalacak.

DARON ACEMOĞLU: REZERVLER KORKUNÇ HALE GELMİŞ DURUMDA

CHP İkinci Yüzyıla Çağrı buluşmasında konuşan, Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nden (MIT) Prof. Dr. Daron Acemoğlu’nun açıklamalarından öne çıkanlar şöyle oldu:

Sağlıklı bir Türkiye ekonomisi kurmak konusunda konuşmak istiyorum. Türkiye’nin büyüme dinamikleri az çok biliniyor. 80’lerin sonunda ve 90’larda potansiyelinin çok altında büyüdükten sonra; Türkiye, 2001-2006 yılları arasında, gayri safi hasıla büyüme oranını yüzde 6’lara kadar çıkardı. Sonra daha istikrarsız ve orta oranlı bir büyüme görüyoruz.

Büyüme oranından önemli olan şey büyümenin kalitesi. Türkiye’de ana problem verimlilik. Büyümenin verimliliği artırmaması.

İnşaat teknolojik gelişme değil, yolsuzluk getiriyor. Kaynaklar yandaş şirketlere gidiyor, yeni yatırıma gitmiyor. Net rezervler korkunç negatif hale gelmiş durumda. Kullanacağımız rezerv kalmadı. Tablo çok karamsar ama iyimser bakacak şeyler de var.

Teknolojiye yatırım yapmamak, verimsiz büyüme, insan kaynaklarını doğru kullanmamak… Bunun çok net bir sonucu var; düşük verimli istihdam, düşük ücret düzeyi, yoksulluk… Bu yoksulluk problemini çözmek istiyorsak verimliliği artırmak lazım.

İlk önemli şey faiz politikalarını düzelterek enflasyonu düşürmek. Enflasyonun bu düzeyde olduğu bir ekonomide başka kaynakların doğru olarak dağılması mümkün değil.

Enflasyonu düşürmek kolay değil. Bu süreç içinde mali politikaları doğru kullanıp yoksulluğu, tüketiciye olan baskıları azaltması lazım. Türkiye’de işsizlik zaten çok büyük bir problem, bunun çok daha büyük bir problem haline gelmesine izin vermemek lazım.

İSTANBUL KONGRE MERKEZİ’NDE YOĞUN KALABALIK

Toplantının yapıldığı salonda büyük bir kalabalık olduğu ve Lütfü Kırdar’ın tıklım tıklım dolu olduğu ifade ediliyor. Salona sadece akredite olanların alınması nedeniyle, çok sayıda kişinin de salona giremediği belirtiliyor.

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, salona İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu ile birlikte giriş yaptı. Salonda İstanbul, Ankara ve İzmir Büyükşehir Belediye başkanları İmamoğlu, Yavaş ve Soyer de bulundu.

JEREMY RIFKIN BAŞDANIŞMANLIĞA GELDİ

CHP’nin ‘İkinci Yüzyıla Çağrı Beyannamesi’ vizyonunun devamı kapsamında olacak açıklama çerçevesinde 70 kişilik akademisyenlerden oluşan İkinci Yüzyıla Çağrı Grubu da oluşturuldu.

Grubun başına eski Almanya Şansölyesi Angela Merkel’in de aralarında bulunduğu dünya liderlerine danışmanlık yapan Jeremy Rifkin getirildi. “Üçüncü endüstriyel devrimin fikir babası” olarak bilinen Rifkin ayrıca Kılıçdaroğlu’nun başdanışmanlığına getirildi.

“EY DÜNYA; SANA DA SESLENİYORUM, SEN DE 3 ARALIK’I BEKLE”

Kılıçdaroğlu, TBMM’deki CHP grup toplantısında; 3 Aralık’ta İstanbul’da düzenleyeceği vizyon toplantısında dünyaya da sesleneceğini belirtmişti.

Kılıçdaroğlu, “Ey dünya; insanımız, senin ucuz işgücün değildir. Ülkemiz, senin mülteci kampın değildir. Toprağımız, senin çöp depolama alanın değildir. Mahallelerimiz, senin uyuşturucu baronlarının fink attığı bataklıklar değildir. Bu karanlığa asla ve asla mahkûm değiliz ve mecbur da değiliz… Unutmayın, dünyaya sesleneceğiz o vizyon toplantısında. ‘Ey dünya’ diyeceğiz, ‘seninle rekabet etmeye geliyoruz. Teknolojide, sanayide, eğitimde, insan haklarında, kadın haklarında, özgürlüklerde, demokraside, hayvan haklarında, çevrecilikte, iyi olan her şey ile rekabet etmeye geliyoruz.’ Ey dünya; sana da sesleniyorum, sen de 3 Aralık’ı bekle” demişti.

KAYNAK: Cumhuriyet

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here