ATEŞ BÖCEĞİM

0
176 views

 Akşamın geçkince bir vakti, hiç beklemediğim bir anda karşıma çıktın sen. Bense dalgın boş düşüncelere kapılmışım. Önemli olsalar hatırlayacağım. Demek ki önemsemediğim için pek de kaale almadım. Aklımdan uçup gitmiş bir çoğu da zaten. Hatrı sayılır olsalardı, unutmazdı beynim anımsardım. Belli ki pek bir önemsizlermiş…

  Gecenin loş karanlığında nefeslenmek için balkona çıktım. Göz gözü görmeyen zifiri karanlıktaydı her yer. Gecenin  mahmurluğu daha çökmemişken insanlığın üzerine! Sanki dünyanın bütün yorgunluğunu bir anda alacak gücü bulur insan kendinde… O güvendiği cüssesine inanıp kasvetli bir bulut gibi dağıtsa var olan basiretsiz düşüncelerini, karasından atsa? Salıverse aslında var olmadan bir bir rüzgâra bıraksa ve yaşanılan  olumsuzlukları hepten silse… İyi olmaz mıydı yaşamdaki kargaşalar bir kuş tüyü edasıyla uçuşsa? Benimsenmiş hayatlara ağırdan değilde hafiften de olsa? Çare olur muydu zaman? İnsan kendi iç huzursuzluğunu yenip, her şeyden önce kendisine güvenebilir miydi? Ben buna evet demek istiyorum.

 Bir anda gelişen durumların ortaya çıkmasının ardından duyguların tavan yapması (!) Dengeleri alt üst eden, içsel dürtülerin kendiyle baş edemediği  savaşıdır aslında dürtüler. İşte, beynin mantıksal çalışmayan saatleri…
Gece de bundan dolayıdır ki karamsardır. İnsanlığın içsel dünyasına geçişi hırçındır, zalimdir. Üzerimize bir bir çeker bütün kasvetini, gece yoğunluğunu ve yorgunluğunu atarcasına silkeler. Serer üstümüze yorgan misali… Ve biraz melankoli biraz da sersemlemiş olur insan, bu ağırlığın altında. Kendini ezilmiş ve bir o kadar basiretsiz hisseder.

 Her türlü düşünceye açık beynimde kurguladığım, saçma sapan tartışmalı oturumuma ara vermek bir an önce kurtulmayı isterken, düşünceme almış olduğum çocukluğuma geri dönmek için acele ediyorum. Nedense halden hale girip çıktığım ruh halimi ve bedenimi reenkarnasyonla geçiştirip, o süreçlerden  geçmeliydim diye düşünüyorum. Böyle bir gecenin akşamında, insan düşüncelerine hakim olamıyor ne de olsa…

 Zamanlı zamansız saatlerde, ister istemez kaygılanmadan bir günü nasıl bitirebilirdi ki başka türlü?  Belki yaşamı ağırdan alsak, zamanın buna musade etmeyeceği aşikar… Belkide hala bir yarış halinde olduğunun, aklıyla mantık hesaplarının bazen tutmadığı yanılgısını yaşıyordur. Olamaz mı ? Kendince sorulur pek tabii. İnsanoğlu bu, bir şeyleri doğru yaptığının bilincinde olduğundan gayet rahat hisseder kendini. Bende kendimden hallice huzurlu olurum, nadiren de olsa…Ama az önce ki yanıp sönen ışığın ne olduğunu çok sonrasında kavrayabildim. Fark ettiğimde ise çoktan yanıma sokulmuştu. İrkilmedim dersem yalan olur. Ve o benim çocukluğumun -sihirli ateş böceği- çok sevdiğim perisi…

 

 

İşte tam da yanımda! Elimi uzatsam yakalayacak kadar uzaklıkta bile değil.
O ışık saçan bir peri böceğiydi. Bazen sarı, bazen fosforlu yeşil olurdu bazen de kırmızıya çalan tonlarıyla hayallerimi süslerdi ve -hâlâ- rengarenk oluşuyla beni bir anda hayallerimin merkezine oturtur, bir andaysa sıradan çocuksu dünyama götürürdü. Sihir bu ya! Bende onunla her türlü oyunu oynardım. Çocukluğumda pek arkadaşım da yoktu ve ben hayal dünyasında yaşardım. Türlü türlü  numaralar ve oyunlarla eğlenirdim onunla. Evet evet şimdi ki ben ve yine o! Oyun arkadaşım…

🦄🧚🏻‍♂️🧚‍♀️

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here