SON DAKİKA

EMEÇ AKSOY PARLAK YAZDI: ÖTEKİLER

Bu haber 28 Ekim 2018 - 14:32 'de eklendi ve 378 Kez kez görüntülendi.

ÖTEKİLER

Mesele ; zulme karşı baş eğmemekte

Ezen-ezilen, köle-efendi, işçi-patron; ‘ Tarih sınıf savaşımlarının tarihidir’. Bu anlamda tarih ve sınıf birlikteliği sınıflı toplumların ortaya çıkmaya başlamasından itibaren kopmaz bağlarla birbirine bağlanmıştır. Diğer taraftan her otoriter sınıf da kendi tarihini yeniden yazarak tarihi kendi çıkarlarına göre değiştirmiş, kurgulamış, günün koşullarına uyarlayarak yeniden üretmiş, tarihi kendine yontmuştur. Her çağın otoriter fikirleri, o çağın egemen sınıflarının fikri olmuş, toplumsal algı ve eylemsellikleri o fikirleri yansıtmıştır.

Bizim yaşadığımız topraklarda tarih yazanlar, başkaldıranlar, sözlerini sakınmayanlar, doğru sözü söylemekten korkmayanlar, değişimin toplumsal iyileştirmenin köleden, halktan, ezilenden yana olmasını isteyenler tarih kitaplarının neresinde?

13. yüzyılın başlarında köküne kadar ihtilalci olan Babai isyanının muhtelif sebepleri arasında, iktisadi olanlar en başta gösterilmiş, halkın yaşadığı sosyo-iktisadi bozuklukların isyana sebep olduğu görülmüştür. Özellikle Rus Türkologlar iktisadi sebeplere dayandığını öne sürdükleri bu isyanın bir köylü ayaklanması olduğunu belirtmişlerdir.

Selçuklu Devletinde 13. asrın ilk çeyreğinden sonra toprak rejimi bozuldu, özel mülkiyet, göçebeler hayati öneme sahip müşterek mülkiyet aleyhine gelişmeye başladı. Bu bozulma köylerde de hatırı sayılır özel mülklere sahip bir toprak aristokrasisinin çıkmaya başlaması şeklinde görülebilir. Bu toprak sahipleri köylüleri ırgat olarak kullanıyordu. Böylece köylülerle devlet arasında bu büyük toprak sahiplerinden ibaret bir aracı sınıf meydana geldi.Üstelik askeri iktaların vakıf haline dönüştürülüp sipahilerin ve bazı ümeranın öldükten sonra bu arazileri evlatlarına bırakmaları, büyük çapta Türkmenlerin hayvanlarını otlattığı mera ve kışı geçirecek kışlak ve yaylak gibi ortak arazilerin miktarının azalmasına ve bu hususta sosyal hayatlarında bir kriz doğmasına sebebiyet vermişti. İsyanın gelişip kısa zamanda geniş bir alana yayılmasının sebebini gittikçe artan nüfus yoğunluğunda aramak gerekir. Türkmenlerin ısrar ettikleri hayat tarzı ve büyük hayvan sürüleriyle mevsimsel hareketleri, yerleşiklerin ekili arazi ve mallarına zarar veriyor, bazen köyleri yağmalanıyordu. Bundan kervanlar da nasibini alıyordu. Bu da yerleşiklerin rahatsızlığına sebep oluyordu. Türkmenlerle yerleşik hayata geçmiş Türklerin hayat tarzları arasındaki farklar bu iki toplum arasında çatışma ve husumete sebep oluyordu. Öte yandan Selçuklu hükümeti, sırtını İranlılara dayarken Türkmenlerden yüz çeviriyordu. Şehirlilerin ve hükümetin konar-göçer Türkmenleri hor görmeleri Türkmenlerin merkezi otoriteye karşı çıkmalarında rol oynuyordu. Bu isyan sosyal niteliği itibariyle kendisine yabancılaşmış, kendisini horlayan devletine karşı konar-göçer Türkmen kitlesinin psikolojisini anlama bakımından çok iyi bir yol göstericidir.

Büyük Selçuklular zamanındaki Oğuz isyanında da tıpkı Babailer isyanındaki gibi ağır vergiler ve aşağılanma önemli bir sebep teşkil etmişti. Her iki hareketin de aynı toplumsal psikolojiden kaynaklandığı görülmektedir. Türkmenlerle yerleşik ahali arasında önemli farklılıklardan biri de İslami anlayış ve dini yaşayış farklılıklarından kaynaklanmıştır. Şehirli kesimler medreselerde öğretilen ve işlenen kitabi esaslara dayalı bir İslam anlayışını ve devletin resmi desteğini de sağlayan sünni Müslümanlığı benimsemişti. Konar-göçer kesimler ise önce İranlı sonra Türk sufiler (Horasan Erenleri) tarafından getirilen tasavvuf ağırlıklı bir mistik Müslümanlık anlayışını benimsediler. Kısa zamanda geleneksel inanç yapılarının rengini alan ve aşiret hayatının gerçeklerine uygun bir şekil alan bu Müslümanlık, Sünni Müslümanlıktan birçok bakımdan farklılaştı. Uzmanlar tarafından Halk İslamı denilen Müslümanlık tarzı Türk göçleriyle beraber 11. yüzyıldan itibaren Anadolu’ya girdi ve birtakım popüler sufi çevreleri temsil eden Türkmen babaları etrafında odaklaştı. 

İhtilal girişiminin gerçek önderi Baba İlyas’dır.

Baba İlyas Horasani; Moğol saldırısı sonucu Horasan’dan Anadolu’ya göç eden bütün Anadolu erenlerinin başıdır. Amasya yakınlarında Haraşna’ya (Çat Köyüne) yerleşmiştir. Baba Resul adıyla tanınan ve kutsanan Baba İlyas Horasani’dir. Baba İlyas’ın Anadolu’ya dağıttığı 60 halifesinin içinde baş olan Baba İshak, Adıyaman ili Samsat İlçesi Kefersud köyünde dergahını kurmuş ve ikamet etmiştir. Server-i leşkeran unvanıyla anılmakta olan Baba İshak’ın dışında Baba İlyas dergahına bağlı olan tanınmış Anadolu erenleri; Şeyh Edebalı, Emircem Baba, Ayna Dövle, Şeyh Osman, Hacı Mihman, Şeyh Edebali Karaca Ahmed, Geyikli Baba, Hacı Bektaşı Veli’dir.

Baba İlyas Horasani Kendine Merkezi devlet anlayışı ile barışık olmayan, şehirdeki egemen güçlere, kırsalda feodal beylere Ortodoks Sünni İslam anlayışının karşısına farklı bir dini yorumla cevap vermiştir. Örneğin Baba İlyas Tanrının dinin katı kuralları içerisinde açıklanamayacağını, Tanrının insanın sevgisiyle kavranılabileceğini ileri sürmüştür. İnsanlar arasında eşitliği ve mülkün ortaklığını savunmaktadır. Padişah 2.Giyaseddin Keyhüsrev’in dinden imandan çıktığını, İkta’ların yanında yer aldığını, içki, kadın ve av düşkünlüğü yüzünden halkı görmediğini ileri sürmüş ve görüşlerini kendisine bağlı Anadolu erenleri vasıtasıyla tüm Anadolu’ya yaymıştır. Tehlikeli bir gidiş olduğunu sezinleyen 2.Giyaseddin Keyhüsrev Erzurum’da Moğollar için sınırda bekletilen ordusunu Amasya’da Baba İlyas üzerine gönderir. Baba İlyas bunun üzerine kendisine bağlı 60 tekkeden yardım ister. Baş Baba’ya ilk yardım eli Adıyaman-Samsat- Kefersud elinde dergah kuran Baba İshak (Baba İlyas’ın Propagandistidir) ve müritlerinden gelir. Baba İshak müritleri ile birlikte isyan ederek Baba İlyas’ın yardımına hazır olduklarını ilan eder. Baba İshak Adıyaman yöresinde yaşamış bir halk kahramanının adıdır. Baba İshak 1239 yılında başkaldırmış, kısa bir sürede Malatya, Sivas, Tokat, Amasya, Kayseri ve Kırşehir’in Mali ovasına kadar ilerlemiştir. Bu gelişmelerden korkan Selçuklu egemenlerinin başkent Konya’yı terk ederek Mısır’a kaçmalarına neden olmuştur. Padişahı ise Akşehir Gölü’nün kıyılarında sazlıklar arasında savaşın sonuna kadar saklanmak zorunda bırakmıştır.

Sultan Müslüman ordularının Babailerle inançları gereği savaşamayacağını anlayınca kiralık Frank ve Gürcülerden oluşturulan gayrimüslim bir orduyu Kırşehir’in Mali ovasında Baba’nın ordularının üzerine gönderir, Frank ordusu askerleri ilk Babai saldırısını püskürtünce, cesaretlenen Müslüman Arap askerleri de savaşa girer ve Babaileri kırıma uğratır. Yaklaşık 4-6 bin civarındaki Babai orduları Mali ovasında eş ve çocuklarıyla birlikte katledilirler. Süryani tarihçi Ebu’l Ferec olayı şöyle anlatır: “Roma diyarından (Anadolu’dan) gelip toplanan 60 000 atlı, 6000 Türkmen’den kurulu bu küçük kuvvete hücum edemediler. Bunun üzerine sultanın hizmetinde bulunan 1000 Frenk atlı, hiddetle alevlenerek dişlerini gıcırdattılar ve yüzlerinin üzerine haç işaretleri yaparak bu adamların üzerine hücum ettiler ve onları dağıttılar. Daha sonra Araplarla da (Müslüman askerler) bunlarla beraber hareket ederek Türkmenleri çemberlediler ve hepsini kılıçtan geçirerek mahvettiler. Bunlardan erkek, çocuk, hayvan velhasıl hiçbir şey kılıçtan kurtulamadı.” (Ebu’f Faraj tarihi II, Ömer Rıza Doğrul çev. S:540) Kahta’nın Samsat kasabasının Kefersut köyünde başlayan Malatya, Sivas, Tokat, Amasya, Kayseri’yi de içine alan Kırşehir’in Mali ovasında Frenk orduları tarafından çok kanlı bir biçimde son bulan Babai ayaklanması Selçuklu ve Osmanlı tarihinin en büyük ayaklanması olarak tarihçiler tarafından belirtilir. Ebu’l Ferec, “Birçok Türkmen ona inandı” der ve Kırşehir’de Selçuklu ordusuyla savaşanların Türkmenler olduğunu söyler. Öyle görünüyor ki Harizimşah ve Moğol karışıklıkları, pek çok Türkmen’in Azerbaycan ve Horasandan Anadolu’ya akmasına yol açar. O sıralarda Selçuklu Devleti güçlüdür. Türkmenlerin batı Anadolu’ya geçişine izin vermez. Türkmenler Selçukluların yeni fethettiği ve Harizimle savaşçıların alt üst ettiği Güney Doğu Anadolu Bölgesine yığılırlar. Burada otlak ve geçim sıkıntısı çektikleri düşünülebilir. Örneğin Maraş bölgesine gelen Türkmenler, alışık olmadıkları ormanlık ve dağlık bölgede yurt tutmak zorunda kalırlar. Bunların ormanda yaşayanlarına orman adamı anlamına gelen ağaç-eri adı verilir. Tahtacılar onların ardıları sayılır. Asya bozkırlarındaki evrim, avcı-ormancıdan bozkır hayvancılığına geçiş yönündedir. Güneydoğu Anadolu’da geçim zorluğu ağaç-eri’leri tersine bir evrime yöneltir, Baba İshak ile bağlantılı gözüken Karaman Türkmenleri de Harizim ve Moğol baskısı ile Azerbaycan’dan göçerler, bir süre Doğu Anadolu’da kalırlar ancak Keykubat’ın izni ile Karaman bölgesine Toroslara yerleşebilirler. Odunculuk, kömürcülük yapmak zorunda kalırlar. Görünüş odur ki geçim koşullarının ağırlığı ve Selçuklu Devletinin Türkmen’i disiplin ve baskı altına alma çabaları, Türkmen’i devlete karşı asi bir öğe yapar ve Baba İshak’ın Malatya bölgesinde başlattığı hareket, Sivas, Tokat, Amasya Türkmenleri arasında çabucak yayılır. Türkmen’i özümleyemeyişi, en güçlü göründüğü dönemde, Selçuklu Devletinin nasıl bir zayıflık içinde bulunduğunu kanıtlar. (Doğan Avcıoğlu, Türklerin tarihi V sayfa 1997-1998)

Günümüzdeki karşılıkları çok dağınık bir şekilde olan bu itiraz kültürünün yeniden bileşilebileceğine ve saraylarda halkı ötekileştiren, ayrıştıran, zulüm ve eziyet eden egemenlere daha sert bir tokat atılabileceğine inancımız tamdır.

Kurtarıcı aranmamalı, kendi kurtarıcılarımız bizleriz!


Baba
İlyas ve Baba İshak önderliğinde her inançtan ve her ırktan bir mozaiği oluşturan, Selçuklu zulmüne karşı dışlanmışları temsil eden, feodal beylere (İKTA) karşı kırdan şehirlere doğru başkaldıran düzensizliği ve adaletsizliği yok etmeyi hedefleyen , eşitlik temelinde bir düzeni dini motiflerle süsleyen ve ezilenlere inandıran bir hareketin Mali ovasında bitişinin destanıdır Babailer.

“Kaynak: Ahmet Yaşar Ocak, Alevi ve Bektaşi İnançlarının İslam Öncesi Motifleri, İletişim Yayınları, İstanbul 2000- Füsun Yoldaş, Uluslararası Anadolu İnançları Kongresi, Ankara 2000- Yaşar Nuri Öztürk, Hacı Bektaşi Veli, Gazi Üniversitesi Dergisi, Sayı:4,Ankara 1997”

Mesele ; zulme karşı baş eğmemekte

Emeç Aksoy Parlak

23.10.2018

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.