SON DAKİKA

ALENGİRLİ ŞAİR:ALİ LİDAR

Bu haber 21 Nisan 2018 - 13:45 'de eklendi ve 421 Kez kez görüntülendi.

‘’Karpuz kabuğuna yazılar yazmak’’ isimli bloğundaki yazıları ile tanınmaya başlayan ve edebiyat dünyasına hızlı bir giriş yapan Ali Lidar, ardı ardına çıkardığı Tesirsiz Parçalar, Alengirli Şiirler, Z Raporu, Yolun Başı, Kişisel Edebiyat Atlası, Aslında Herkes Haklı isimli kitaplarıyla hayatımıza girdi. Eskişehir aşığı bir felsefe öğretmeni, Oğuz Atay hayranı ve küçük prens koleksiyoneri…

 

Karpuz kabuğu isimli bir blokta yazılarınızı duyurmaya başladınız. Nasıl oldu, yani yazılarınızı  İnternet ortamında paylaşma fikri nasıl ortaya çıktı?

Ben bloğu açtığımda bir yerlerde yayınlansın gibi bir hesabım yoktu. can sıkıntısından biraz da kendi kendime içimi dökmek için bir platformdu. Sonra takipçiler arttı. Bloğu takip edenlerden bazıları dergilerde yazmamı istediler. Dergilerde yazmaya başladım ve yayın evi dergilerde ki yazıları fark etti. Kitap haline getirelim dediler öyle çıktı. Aslında bloğu açtığımda hiç öyle planlarım yoktu açıkçası. Kendiliğinden gelişti yani.

Anladığım kadarıyla kendi halinde bir insansınız. Kitaplarınız yayınlanmaya başladıktan sonra bunun getirisi olan ün sizi rahatsız etti mi?

Hayır etmedi. İmza günleri ve söyleşiler dışında zaten kendi halinde biriyim, kendi hayatımı yaşıyorum ,öğretmenim derslerime giriyorum . Eskisi gibi yaşamaya devam, yani o durumdan kendini koruyabildim öyle problemim yok.

İki yıl önce bir röportajınızda “kendimi tanımadığımı düşünüyorum” demişsiniz. Hala aynı fikirde misiniz? Ali Lidar kendini bulabildi mi?

Ben kimsenin kedini bulabildiğini düşünmüyorum. Hala aynı fikirdeyim. O zaman ne söylediysem yine geçerli. insanın ömrü kendini aramakla geçiyor.

Yazarlık kariyeriniz dışında bir de felsefe öğretmenisiniz ve mesleğinizi yapmaya devam ediyorsunuz. Öğrencilerinizle aranız nasıl?

Bunu onlara sormak daha doğru tabi. Ben muhabbetimizin iyi olduğunu düşünüyorum. biraz eski kafalı bir öğretmen olabilirim ama. Prensiplerim var, belli sınırlar dahilinde bu işi yapıyorum. Seviyorum öğrencilerimi. Onlarında beni sevdiğini düşünüyorum.

Şuan ki tempoda öğretmenlik zor olmuyor mu? Bırakmayı düşündünüz mü hiç?

Yoruluyorum bazen bedenen tabi, ama artık yirmi seneyi geçti. Artık emekli olmak isterim, düşündüğüm artık emeklilik dolayısıyla bırakmayı düşünmüyorum.

Eskişehir desem? sizin için ne anlam ifade ediyor. Eskişehir dışında yaşamak istediğiniz farklı bir şehir var mı?

Benim şehrim. Orada doğdum, büyüdüm, okudum, çalışıyorum. Her anına, gelişimine tanıklık ettim. Yaşayabileceğim belki de tek şehirdir. Başka yerde nasıl yaşanır onu bile bilmiyorum. Eskişehir benim için hayat demek. Onun dışında yaşamak istediğim bir yer inanın yok

Sosyal medyada her dönem farklı yazarlar, şairler popülerleşiyor. Bu samimi bir durum mu sizce? Bu ortamda yazar olmak sizi rahatsız ediyor mu?

Neden etsin ki? Ben de sosyal medya mahsulü sayılırım. Böyle bir dünya var artık. Sosyal medya dediğimiz şey de hayatın bir parçası. Dolayısıyla herkes gündelik yaşantısında belli işlere zaman ayırıyor; kitap okumak, yemek yemek gibi. Sosyal medyaya da günümüzde böyle bir şey. Haliyle hayatımızın çok merkezinde sosyal medya. Günlük hayatta her ne yapıyorsak sosyal medyada buna benzer şeyler yapabiliriz. Yani ayrım yapmak bile doğru değil artık.

Yine bir röportajınızda, üşengeç bir insan olduğunuzdan ve bu nedenle kitap fikrine sıcak bakmadığınızdan bahsetmişsiniz. Peki ithaki yayınlarıyla yolunuz nasıl kesişti?

Aynen öyle istemiyordum. Yayın evi editörü arkadaşımdı. O çok gayret gösterdi. Onun ısrarı ve talebiyle ilk kitap çıktı zaten. Yani onların teklifi ile başladık.

Yazmayı bıraktığınız, artık yazmayacağım dediğiniz dönemler oldu mu?

Hep oluyor. Bugün bile düşünüyorum ben. Haftaya Ot’ta yazar mıyım bilmiyorum. Yazmaya sıkı sıkıya bağlı falan değilim. Hiç yazmayadabilirim. Son kitabım olabilir, devam da edebilirim. Yazıya dair uzun vadeli planlarım yok yani bilemiyorum.

Oldukça geniş bir kitaplığımız sosyal medyadan da zaman zaman paylaşıyorsunuz. İçinden bir kitap çekip çıkarmanız istense hangisi olurdu bu?

Oğuz Atay/Tutunamayanlar

Bir de Küçük Prens koleksiyonunuz var. Nasıl başladınız?

Küçük Prens’i çocukluğumda okumuştum ve sevmiştim. Sevmiştim ama sonra okumadım bir daha. Belki 25 yıldan fazla olmuştur araya başka kitaplar girdi. İnsancıl Sahaf’ta dolaşırken tamamen tesadüfen Küçük Prens’in Cemal Süreya ve Tomris Uyar’ ın çevirdiği çok eski bir baskısını buldum. Yanında da başka bir yayın evinin bastığı Küçük Prens vardı. Aynı metni iki farklı çevirmen çeviriyor. Birine şair eli değmiş belli. Eve gittim ikisini de okudum. Diğer çevirileri de okumak istedim. İlginç geldi. Nasıl çevirmişler diye araştırırken sadece Türkiye’de 100’den fazla yayın evinin farklı zamanlarda çevirdiği Küçük Prens kitapları olduğu fark ettim. Derinleştikçe koleksiyon yapanlardan haberdar oldum. Başka dil ve lehçelerde kitaplar toplamaya başladım. Yurt dışına giden arkadaşlara ve öğrencilerime söyledim. İçine girdikçe daha çok seviyorsun. Zaten bir şeyleri biriktirme huyu çocukluğumdan beri vardır. Koleksiyon adamıyım biraz. Şimdi 100’ün üzerinde dilde Küçük Prens kitabım var.
Objeler de biriktiriyorum.Uzun vadeli planımda Eskişehir’de bir Küçük Prens Müzesi açmak. Yeterince kitap ve obje biriktirebilirsem belki belediyeden de yardım alıp açabilirim. Becerebilirsem hayalim bu, çünkü sadece evde benim görebileceğim bir yerde dursunlar istemiyorum.

Son olarak “Küçük Prens Hiç Ölür Mü?”

Ölmez…

 

RÖPORTAJ/BELGİN DEMİRTUĞ

 

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.