SON DAKİKA

BİLİM’DE TOLGAHAN UYGUN YAZDI

Bu haber 09 Ocak 2018 - 11:20 'de eklendi ve 221 Kez kez görüntülendi.

Aslinda bilgisayar basina gecitigimde bu yazinin basligi da konusu da farkliydi. Bir iki paragraf yazdiktan sonra hepsini siliverdim bir anda.. Bu yazacaklarimin kimsenin umurumda olmayacagini dusundum. Umarim yanilmisimdir. Neden sildigime gelecek olursak, bunu zaten yazinin ilerleyen kisimlarinda anlayacaginiza eminim.

Yanilmiyorsam gectigimiz Temmuz veya Agustos ayiydi. Bursa Buyuksehir Belediyesinin de katkilariyla “Guhem“ yani Gokmen Uzay Havacilik ve Egitim Merkezinin, bakanlarin ve protokol diye tabir ettigimiz kodaman insanlarin katilimi ile dualar esliginde temel atma toreni yapildi. Bugunlerde insaati yukseliyor. Bu tesis Turkiye`nin ilk uzay temali merkezi olacak. Bu tesis icinde, ucus simulatorleri, Gunes sistemini, yildizlararasi uzayi anlatan sergiler vs olacak. Aslinda ulkenin yarini olan evlatlarimiz icin gercekten mukemmel bir yatirim. Ertesi gun bazi gazetelerde “ Milli Astronot icin ilk adim “ diye haberler yapildi. Bazi gazeteler diyorum cunku bircogunun bu gelismeden haberi bile yoktu. Televizyonlarin Anahaberlerinde bile konusu gecmedi.  Turkiye`nin ilk astronotu Bursa` dan cikacak diye sevinc naralari atildi. Evet, guzel bir gelisme, Turkiye`miz icin guzel bir gelisme. En azindan kulaga hos geliyor, dusunun, Uluslararasi Uzay Istasyonu ( ISS) icinde bir Turk Astronot..Ne de guzel olurdu degil mi, gurur kaynagimiz!

Ama ortada bir sorun hatta iki sorun var.Birincisi Turkiye`nin ciddi anlamda bir uzay programi bile yok. Ikincisi ise aslinda astronotluk diye bir meslek yok.  Uzay programi olmayan ulke astronot yetistirme derdine dusmus, komik bir durum, evet cok komik ama gercek bu. Uzay programi derken Japonlarin yaptigi ve yine baska bir ulkelerden firlatilan Turksat uydularindan bahsetmiyorum tabiki. Devlet butun kaynaklari ile bir program yapar ve bir hedef belirler. Onumuzdeki 5 sene icinde hedefimiz Mars gezegenini incelemek olsun. NASA, ESA ( Avrupa Uzay Ajansi ), CNSA (Cin Ulusal Uzay Dairesi)  veya ISRO (Hindistan Uzay Organizasyonu)  ile beraber calisirsin,  tesisler kurarsin. Biyologlarindan, Jeofizik ve Astrofizikcilerinden, Elektronik ve Elektrik muhendislerinden, Kimyacilarindan cok saglam bir ekip kurarsin ve astronot programina alirsin. Hava Kuvvetlerimizde hem muhendislik hem de havacilik konusunda gercekten mukemmel yetismis insanlarimiz var, bunlardan faydalanirsin, bu secilen arkadaslari uzun uzun yetistirirsin, yeri geldi diger uzay programlarindan yardim alirsin, onlara yardim edersin… Liste uzar gider, Uzay programi budur. Oyle tesis acip, icine 3-5 uzay resmi koymakla olmuyor uzay programi.

Uzay programi olan sadece uzay degil diger bilimsel konularda da ileri duzeyde olan ulkeler icinde yer almak icin ne yapilmali  ? Aslinda cevap cok basit; Egitim, sadece Egitim!

Peki Turkiye bu konularda neden cok gerilerde? Bence bunun iki sebebi var. Birincisi Egitim ve Devlet politikalari.

Ilkokuldan itibaren deney ve gozleme dayali bir egitim yerine teorik ve ezbere dayali bir egitim dayatiliyor ve bu cocuklar en azindan buyuk bir cogunlugu, ezberleyerek ve konular hakkinda zerre kadar bile bir fikre sahip olmadan mezun olup gidiyorlar. Cocuklarimiza soru sormayi ogretmiyoruz, onlara sorgulamayi ogretmiyoruz, sorgulayan cocugu ise gecistiriyoruz hatta sorgulamasina izin bile vermiyoruz. Okullarimizda pozitif bilimlere yani matematik, fizik, kimya gibi bolumlere verilen onemin cok cok daha fazla olmasi gerekir. Ama gelin gorun ki Turkiye` de bircok universitenin bu bolumleri yeterince tercih edilmedigi icin tek tek kapaniyor. Hatta kimi zaman bu isler sagda solda alay konusu bile oluyor. Butun hevesiyle Astronomi okuyan bir cocuga, sagda solda “ ne o, astronot mu olacan, hahaha “ gibi laflar edildiginde veya  uzay ile ilgili makale yazan birinin evrendeki yildiz sayisini belirtmek icin kullandigi  “dunyanin tum kumsallarindaki kum tanelerinden daha cok yildiz vardir“ lafina gonderme yaparak , “ ne o saydinmi ki biliyorsun“  gibi bir yorum geldigi surece  ilerleme olmayacak ne yazik ki. Bu yazdigim son cumle gercekten cok aci ki, aranizda sosyal medyada bu tip sayfalari takip edeniniz varsa konularin altinda yapilan yorumlara kisa bir bakmaniz ne dedigimi anlamaniz icin yeterli olacaktir.

Universitelerimizin bu bolumlerinden ozellikle Astronomi bolumunden mezun olan arkadaslarimiz  ya kendi islerini binbir turlu zorlukla yapiyorlar yada yapabilmek icin yurtdisina cikiyorlar. Cunku Turkiye`nin sosyal, bilimsel ve ekonomik ortami bunu gerektiriyor. Klasik olacak ama bunun tek sebebi ne yazikki sistemimiz. Her sehire bir universite acmakla Turkiye`yi basta bilim olmak uzere bircok konuda ileri ulkeler seviyesine getiremeyecegimizi anlamamiz ne kadar surecek bilemiyoruz ne yazik ki.

Ayrica guzel ulkemizde bilimsel calismalara ne yazik ki gerekli maddi destek de saglanmiyor. Maddiyat olmadan bilimsel konularda ileri gidilemeyecegi bir gercek. Bilimsel aletler konusunda ulkemiz batili ulkelere muhtac bir durumda. En basit bir teleskop bile yurtdisindan geliyor. Universitelerin ihtiyac duydugu buyuk bir teleskop ise ciddi anlamda pahali ve bunlar icin yeterli maddi kaynak ayrilmiyor. Maddi konular cozulse bile bu sefer ulkemizin sacma sapan burokrasisine takiliyor. Uzun ugraslar, gereksiz bir suru yazismalar vs derken alinan teleskop ise belli bir sure kullanildiktan sonra kaderine terkedilip birakiliyor.

Hindistan gibi bir ulke Mars gorevi icin sadece 140-150 milyon dolara bir uydu yapip bunu gonderiyor, biz ise birakin 140-150 milyon dolari 140 dolari bile bilim icin harcamaya deger bulmuyorsak sapkamizi cikarip ciddi ciddi dusunmemiz gerek diyecegim ama bunlari dusunmenin bile gulunup gecildigi bir ulkeden bahsediyoruz. Bu guzel ulkemde sizler astronot cikarmissiniz, neye yarar demek geliyor icimden. “Yahu Mars`a uydu gondereceksin de ne olacak, karin mi doyuracak sanki“ demek cok daha kolay bu ulkede.

Eğitim konusunda ve devletimizin politikaları karşısında ne durumda olduğumuz aşikar, daha fazla yazmaya gerek yok.

 

Gelelim bilimsel gelismelerden geri kalmamızdaki ikinci mevzuya, Din!!

 

Neden Din diye soracak olursanız kısaca, çok detaya girmeden bahsetmek isterim. Gökyüzüne baktığınızda birçok yıldız görüyorsunuz. Biraz ilgiliyseniz eğer bazı yıldızların isimlerini de bilirsiniz. Göreceksiniz ki birçok yıldızın ismi Arapça kökenlidir. Aldebaran, Betelgeuse, Altair, Menkar, Mizar, Vega, Rigel gibi yıldızların isim babaları müslüman bilim insanlarıdır. Peki neden? Çünkü İslam coğrafyası ozellikle Bagdat belli bir zamana kadar bilimin merkezi konumundaydı. Tarihe damga vurmuş  Birçok Tıp, Matematik, Fen ve Sanat insani bu coğrafyadan çıkmıştır. Ne oldu da bugünkü vahim duruma geldi bu coğrafya?

Dünyanın üç günlük fani âlem olduğunu savunan bir İslam adamı olan İmam Gazali, matematik ve fen ile uğraşmanın, araştırma ve deney yapmanın, dünyanın yapısının araştırılmasının gerekli olmadığını, bu işlerin günah olduğunu, bu tip işleri sadece ve sadece Allah’ın bildiğini, bu tip alanlara girilmesinin doğru olmadığını ve bu işleri yapanların Allah’ a şirk koşup sadece Şeytana hizmet etmekte olduklarını savunuyordu.

Kendisinden sonra yaşamış olan İbni Rüşd ise tam aksine Matematiğin tüm alanlarina hakim, Fen bilimlerinde, Coğrafya ve Tıp konularında ileri düzeyde olan bir bilim insanıydı. Rüşd’ ün peşinden giden Avrupa müthiş atılımlar yaparken , Gazali’ yi takip eden islam coğrafyası ne yazık ki tam anlamıyla bataklığa saplanmış, çırpındıkça daha da batmıştır. Her ikisi de müslüman olan bu insanlardan İbni Rüşd, islamın OKU emrini tam anlamıyla kavrarken, Gazali ise Rahmetli Yaşar Nuri hocanın tabiriyle Peygamberin ilminin ve de aklının peşinden gideceğine onun sakal ve takunyasına takılıp kalmıştır.

Aradan neredeyse 1000 sene geçmiş olmasına rağmen ne yazık ki birçok İslam ülkesi çağa ayak uyduramayarak halâ Gazali’ nin peşinden ilerlemektedir ve yakın gelecekte de böyle devam edecek gibi görünüyor.

Din ve bilimin kavgasi sadece islam cografyasina ait birsey degil tabiki.  Avrupa ulkerinde de bilimle ugrasan bircok insan Seytana hizmet ediyor diye Kilise tarafindan cadi olmakla suclandi ve olduruldu. Ve bazen aklima geliyor,  “gunumuz insanlarinin yani bizlerin, o bilim insanlarini katleden canilerin torunlari oldugumuzu dusunmek cok aci verici oluyor“ sizler kabul etseniz de etmeseniz de durum bu ne yazik ki !

 

Güzel ülkemizde de halâ bu zihniyette insanlar mevcuttur. Varoluşu ve  evreni araştıran insanlardan nedense hep uzak duruluyor, Güneşi, yıldızları, varoluşu soran çocuklara halâ “ Allah yarattı, gerisini sormak günahtır” deniyor. Bu çocuklar ebeveynlerinden alamadıkları mantıklı cevapları okullarda arar oluyorlar ve ne yazık ki okullarda da bu sorularına cevap alamıyorlar. Evet, bir Güneş var, Güneşin mantığı nedir, nasıl ışık yayar, diğer yıldızların mantığı nedir, neden ve nasıl ışık yayarlar, ne kadar uzaklar, isimleri nedir, evrendeki yerimiz nedir, neden varız, nasıl olduk, yıldızlar ve gezegenler nasıl oluştular vs. vs. binlerce soru var ve çocuklarımız bunların cevabını bilmek isteyecekler. Peki, onlara nasıl cevap vereceksiniz?

Bunların hepsini Allah yarattı, “O, ol der ve her şey olur, gerisini arama“ mı diyeceksiniz yoksa bilimsel olarak mı açıklayacaksınız? Bu size kalmış. Ya Gazali’ nin yolu ya Rüşd’ ün yolu! Biri Işık biri karanlık, secim size kalmış…

 

Unutulmamalı ki, varoluşu ve evreni sorgulamak ne Din’ e ne de Allah’ a karşı gelmektir.

İslam coğrafyası olarak değil de Türkiye olarak konuya bakarsak, bu gerici ve karanlık zihniyeti bırakmadığımız sürece, istediğimiz kadar uzay tesisleri kuralım, istediğimiz kadar yörüngeye uydu fırlatalım, bu yapılan işler sadece ve sadece bizlere mali birer yük olarak kalacaktır.

Nasıl Din ve Devlet işlerini ayrı tutmak gerekliyse aynı Din’i  Bilim ile paralel götürmemek de gerekir. Güzel insanlarımız, gavur diye tabir ettiği batılı bilim insanlarının yaptıkları her buluşu kutsal kitap ile teyit etme çabasındalar. Ama bilmedikleri aslında bildikleri fakat islerine gelmeyen bir konu var, bilim daima ilerliyor, kitap ise 1500 sene evvel indiği gibi sabit duruyor. Neil DeGrasse Tyson’ ın dediği gibi Bilim ve Dini paralel götürmeye çalışanlar, tıkandıkları yerde gerisini Tanrıya havale ederler. Bu ikisini paralel götürmeye çalışanlar Karanlık Enerjinin Tanrı olduğunu iddia ederler. Çünkü Karanlık enerji hakkında bilinen tek şey hakkında bir şey bilmediğimizdir. Öyle bir şey var ama Ne? Fakat bilim her gün ilerliyor ve yakında Karanlık Enerji de çözülecek! Peki o zaman ne olacak? Tanrınızı çözmüş olacağız! Kısacası siz, istediğiniz Tanrıya ve Dine inanın, buna karışmak ve de sorgulamak kimsenin haddine değil. Ama bırakın bilim de kendi yolunda istediği gibi gitsin. Sizin Allah`a ve onun dinine olan  inancınız samimi ve de güçlüyse zaten bu gelişmeler ne dininize ne de inancınıza zerre kadar zarar vermez.

 

Sonuç olarak, güzel, çağdaş bir eğitimin olmadığı, yobazlığın ve karanlığın hüküm sürdüğü, sorgulayan beyinlere kilit vurulan bir ortamda, ne bilim ne sanat ne de insanlık gelişir. Kendini bu ortamdan kurtarıp, başka ülkelere giden, hayalini kurduğu mesleği yapan, sanat adına, bilim adına insanlık adına güzel işlere imza atan Türk bilim ve sanat insanlarını ancak televizyonlarda görürüz ve onlarla gurur duymaya devam ederiz, üç beş gün sonra da isimlerini dahi unuturuz. Bu geçmişte böyleydi, bugün böyle ve gelecekte de aynen devam edecek.

 

Ben, her türlü bilimsel gelişmenin takipçisi ve de destekçisiyim. Ama özellikle  “uzay “ üzerinden devam ettim. Unutmayın, gökyüzündeki bir yıldızın ismi sizin için çok önemli olmayabilir, onun konumu veya uzaklığı sizi ilgilendirmeyebilir ama bir gerçek var ki, bunlar sizin çocuklarınız için vazgeçilmez şeyler olacaklar zira Mustafa Kemal Atatürk boşuna “ ISTIKBAL GOKLERDEDIR“ dememiştir.

Tolga Uygun
Tolga Uyguntolgauygun@gazeteicerik.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.